Etiket: Eser

  • Binlerce mabedin yıkıldığı süreçte ayakta kalan cami: Hacı Edhem Bey Camii

    Binlerce mabedin yıkıldığı süreçte ayakta kalan cami: Hacı Edhem Bey Camii

    Sanat, kültür ve medeniyeti ebedi kılar. Binlerce mabedin yıkıma uğradığı süreçte ayakta kalan Hacı Edhem Bey Camii’nin kalem işleri bir kanaviçe gibi ilmek ilmek göz nuru ile işlenmişti. Hacı Edhem Bey bu camiyi sanat ve estetik anlayıştan yoksun olarak inşa etmiş olsaydı, babasından miras bu cami Enver Hoca’nın hışmına uğramaktan kurtulur muydu?

    Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak – Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi

    Avrupa ve Balkanlar’ın en köklü uluslarından olan Arnavutlar, 1517’den 1912’ye kadar Osmanlı devleti çatısı altında idi. Türk-Arnavut ortak tarihini yansıtan çok sayıda eser içinde Tiran’ın merkezindeki İskender Bey Meydanı’nda Osmanlı devrinden kalan iki eser dikkat çekicidir. Meydandaki müze, bakanlık binaları, Opera Binası ve İskender Bey heykeli gibi anıtsal özellik taşıyan unsurlar içinde 1793’te yapımına başlanan Hacı Edhem Bey Camii ile 1822 yılında temeli atılan Saat Kulesi ayrı bir öneme sahiptir. Öyle ki Tiran Belediyesi’nin ambleminde banisi Hacı Ethem Bey olan Tiran Saat Kulesi bulunmaktadır.

    Edhem Bey Camii hakkındaki bilgileri eserdeki Osmanlıca kitabeler ve süslemeleri yapan sanatçıların kayıtlarından öğrenmek mümkün. Eserin temelini atan Hacı Edhem Bey’in babası Molla Bey’dir. Molla Bey 1808’de vefat edince oğlu Hacı Edhem Bey 1822-23’de caminin yapımını tamamlamıştır. Eserin paha biçilmez süslemeleri farklı zamanlarda, farklı sanatçılara aittir. Caminin mimarisi Osmanlı Türk mimarisi özellikleri taşımakla birlikte, usta sanatkarların elinden çıkan kalem işi renkli bezemeler Balkanlar’da görülen estetik anlayışın harikulade ürünleridir. Cami içinde kubbeyi taşıyan kemerlerde ve camii dışında son cemaat mahallinde manzara resimleri bulunmaktadır. Bu manzaralar içinde çifte minareli cami İstanbul’un siluetinden bir kesit gibidir. Böylelikle Tiran ve İstanbul arasındaki gönül bağı resmedilmiştir.

    ESERİ YAŞATAN HARİKULADE SANAT

    • Atalarımız yaptığımız işi güzel yapmak ve başarıyla sonuçlandırmak için şöyle demiştir: “Bir mıh bir nal kurtarır; bir nal bir at; bir at bir er; bir er bir cenk; bir cenk bir vatan kurtarır”. Hacı Edhem Bey Camii bu atasözünün ne kadar doğru olduğunu kanıtlayan bir şaheserdir. Eğer Edhem Bey bu eseri olağanüstü kılan ahşap malzemeleri özenle seçmese, sanatkarlar tüm yüzeyleri dantel gibi işleyip bir kuyumcu titizliği ve özeniyle rengarenk süslemelerle bezemeseydi, camii bugüne kadar yaşar mıydı?

    Arnavutluk’u yöneten Enver Hoca’nın hışmına uğrayan diğer mabetlerin aksine Edhem Bey Camii yerle bir edilmekten son anda kurtuldu. Onu kurtaran sanatçıların el emeği göz nuru ile işledikleri şahane süslemeleri idi. Her bakımdan sanat değeri olağanüstü idi. Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, ana meydanda altın orana sahip minaresiyle, kubbesi ve son cemaat yeriyle, köfeki taşından örülen duvarlarıyla kıymetli bir mücevher gibidir. Mütevazı büyüklükte ama ülkenin kalbinde olanca zarafeti ve ihtişamıyla “Arnavut milletinin tarihinde ve medeniyetinde ben de varım” diyen görkemli ve asil bir eserdir.

    • Sanat, kültür ve medeniyeti ebedi kılar. Binlerce mabedin yıkıma uğradığı süreçte ayakta kalan Hacı Edhem Bey Camii’nin kalem işleri bir kanaviçe gibi ilmek ilmek göz nuru ile işlenmişti. Eğer Hacı Edhem Bey bu camiyi sanat ve estetik anlayıştan yoksun olarak inşa etmiş olsaydı, babasından miras kalan camiyi tamamlama görevini acele ederek özensiz biçimde yerine getirmiş olsaydı, bu camii Enver Hoca’nın hışmına uğramaktan kurtulur muydu?

    ENVER HOCA’NIN YIKIMI

    1908 yılında doğan ve 1944 yılında Arnavutluk Başbakanı, ardından da Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti lideri olarak ülkenin kaderini eline alan Enver Hoca 11 Nisan 1985’te ölmüştü. Ama onun koyduğu komünist ve ateist anlayış 8 Aralık 1990 tarihine kadar devam etti. Ülke, ilk resmi ateist devlet iddiasıyla, insanları dinden tamamen soyutlama politikalarını bitirene kadar binlerce cami ve mescit yıkıldı. Ancak bugün, bu yıkımdan kurtulmayı başaran Hacı Ethem Bey Camii gibi bir elin parmakları kadar az sayıdaki eser, Arnavut ulusunun bağrında yaşamayı başarırken, 41 yıl boyunca ülkeyi yöneten Enver Hoca’dan kalan kayda değer bir eser bulunmamaktadır. 1991 yılından itibaren demokratikleşme yolunda atılan başarılı adımlar Arnavutluk’un her bakımdan gelişmesine katkı vermektedir.

    TİKA’NIN BAŞARISI

    • Edhem Bey Camii, Arnavut ulusunun 19. yüzyıldaki atılımlarına ve özlemlerine tanık olmuş, 20. yüzyılın başındaki bağımsızlık ilanının heyecanlı günleri yanında Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki parçalanmışlıklar ve hayal kırıklıklarını yaşamış, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Enver Hoca’nın diktatör yönetiminde ayakta kalmasını bilmiş ve bugün 21. yüzyıla umutla bakan Arnavut halkının muazzam gelişimini izlemeye devam etmektedir.

    Edhem Bey Camii gibi camiler sadece cami değildir. Milletlerin hayatında iyi günlerde ve kötü günlerde yaşama becerisine sahip bir varlık göstergesidir. Bir adanmış ruhun yüce eseridir. Bir medeniyet ve kültürün varlığı yanında yüceliğini kanıtlayan kıymet biçilemeyen estetik bir değerdir. Müminlerin şevkle ibadet ettikleri bir mekân olmakla birlikte sanatseverlerin iç ve dış güzelliği karşısında büyülendikleri müstesna bir eserdir.

    • Türkiye köklü bir devletin adıdır. İslam inancını kuşanan Türk medeniyeti etkileri bakımından çok geniş coğrafyalara uzanmıştır. Türkler gittiği her yerde iz bırakmış, mührünü vurmasını bilmiştir. Tarih sahnesine yeni çıkmamışlardır. Yeni yetme, köksüz, ilişkisiz ve etkisiz değildir. Tiran’daki Hacı Edhem Bey Camii, Türkler ve Arnavutların ortak tarih ve medeniyetine ait zarif bir eser olarak üstlendiği rolü çok mütevazı bir şekilde sürdürmektedir. Bu kıymetli eserin restorasyonuna katkı veren TİKA, Türkiye’nin yüz akı kurumlarından biri olarak gönül coğrafyasında çok önemli hizmetlerinden birini daha gerçekleştirmiştir. Darısı benzer özelliklerdeki diğer eserlere…
    KAYNAK: YENİŞAFAK
  • Dünyanın en ünlü tabloları nelerdir? Dünyanın en iyi tabloları

    Dünyanın en ünlü tabloları nelerdir? Dünyanın en iyi tabloları

    Sanat dünyasının en değerli izlerini taşıyan bazı resimler, yıllar geçmesine rağmen tüm dünyada popülerliğini korumaktadır. Peki, dünyanın en ünlü tabloları nelerdir? Dünyanın en iyi tabloları hangileridir? Dünyaca ünlü tablolar ve ressamları kimdir? Dünyanın en pahalı tablosu hangisidir?

    Sanatın en özel yansımalarından biri olan resimler, tarih boyunca tüm duyguların bir dışavurumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimi zaman doğanın eşsiz dokusu kimi zaman da güzel bir yüzün tuvalle buluşması resim sanatının değerini gözler önüne sermektedir. Ancak bazı resimler vardır ki üzerinden asırlar geçse de etkisini sürdürecek kadar çarpıcı bir etkiyi içinde barındırır. Hikayeleri ve göz kamaştıran fırça darbeleriyle ikon haline gelen bu tablolar, günümüzde yoğun bir ilgiyle karşılaşmaktadır. Gelin, sanat tarihine damgasını vurmuş dünyanın en ünlü tablolarına birlikte göz atalım.

    İNCİ KÜPELİ KIZ (GİRL WİTH A PEARL EARRİNG)

    1665 yılına ait olan İnci Küpeli Kız tablosu, “Kuzey’in Mona Lisa’sı” ya da “Hollandalı Mona Lisa” olarak isimlendirilmektedir. 17. yüzyılın Alman ressamı Johannes Vermeer‘in imzasını taşıyan bu özel resim, egzotik elbiseli hayali bir genç kadını ve kadının oldukça büyük bir inci küpesini gözler önüne seriyor.

    Kimilerine göre Vermeer’in öz kızı, kimilerine göre bir yakını, kimilerine göre evindeki bir hizmetçiyi tasvir eden İnci Küpeli Kız’ın etkileyici bakışları, çarpıcı masumiyeti ve inci küpeleri adeta sanatın somutlaşmış halini ortaya koyuyor.

    Hollanda’daki Mauritshuis Galerisi‘nde sergilenen tablo, ressamın en ünlü eseri olarak tarihte kendine yer bulmuştur. Işık oyunlarının ve yansımaların ustası olan Vermeer’in bu eseri ölümünden yaklaşık 200 yıl sonra Alman müze müdürü Gustav Waagen tarafından 1860 yılında keşfedilmiştir.

    YILDIZLI GECE (THE STARRY NİGHT)

    Dünyanın en ünlü ressamlarından biri olarak bilinen Van Gogh’un imzasını taşıyan Yıldızlı Gece tablosu, akıl hastanesinde kalan ressamın odasının penceresinden gördüğü Saint-Remy-de-Provence kentini gözler önüne seriyor. 1889 yılının yaz mevsiminde yapılan bu eser, 1941 yılından beri New York’ta yer alan Modern Sanat Müzesinde kalıcı koleksiyonda bulunmaktadır.

    Post-empresyonist dönemin öncülerinden biri olan Van Gogh’un bu eseri pek çok sanat severin radarına girmiş ve uzun yıllar araştırmalara konu olmuştur. Sanat tarihçilerine göre; asıl manzarada böyle bir yer olmamakla beraber, ressam Hollanda’nın mimarisi ve hayal gücünü kullanarak Yıldızlı Gece’yi resmetmiştir. Ayrıca Gogh’un kaldığı hastanenin camlarında yer alan demir parmaklıklara tablosunda yer vermemesi özgürlüğüne duyduğu hasreti de bizlere yansıtıyor.

    BELLEĞİN AZMİ (THE PERSİSTENCE OF MEMORY)

    Sürrealizm denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Salvador Dali‘nin imzasını taşıyan Belleğin Azmi adlı tablosu, yumuşaklık ve sertlik anlayışının en önemli yansımalarından birini ortaya koymaktadır. 1931 yılında yapılan resimde eriyen saatler sembolizminde değişmez ve katı zaman algısı protesto edilmektedir. 

    Yumuşak saatler ya da eriyen saatler olarak da isimlendirilen Belleğin Azmi için sanat tarihçileri “Zaman, insanların düşündüğünden daha dirençsizdir” anlamını taşıdığını düşünmektedir. 

    İlk kez 1932 yılında sergilenen bu önemli eser için 250 dolar değer biçilmiştir. Günümüzde dünyanın en ünlü eserlerinden biri olarak görülen Belleğin Azmi, New York’daki Museum of Modern Art’ta (MoMA) sergilenmektedir. 

    ÇIĞLIK (THE SCREAM)

    “Doğanın çığlığı” olarak da isimlendirilen Çığlık adlı tablo, 1893 yılında Norveçli ressam Edvard Munch tarafından yapılmıştır. 19. yüzyıl sembolizminin psikolojik temalarından ilham alan tabloda çizgiler ve renklerin harmanlandığı görülmektedir. 

    Ressamın dört farklı Çığlık tablosundan biri olan bu eşsiz eser, Norveç’teki Oslo National Gallery’de yer almaktadır.

    Edvard Munch, Çığlık tablosunun esin kaynağını şu şekilde ifade etmektedir:

    “İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; ben ise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığı hissediyordum sanki.”

    KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ

    Gelmiş geçmiş en ünlü Türk ressamlardan biri olarak bilinen Osman Hamdi Bey‘e ait olan Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablo, neredeyse herkesin bildiği önemli eserlerdendir. 

    1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonda çizilen tablonun ilham kaynağı net olarak bilinmese de ünlü ressamın Fransız Tour du Monde dergisinde gördüğü bir resimden etkilendiği söylenmektedir.