Etiket: Etki

  • ABD’nin karşılıklı tarifeleri Hindistan’ı etkiliyor, analistler söylüyor

    ABD’nin karşılıklı tarifeleri Hindistan’ı etkiliyor, analistler söylüyor

    Investing.com — ABD Başkanı Trump’ın tüm ticaret ortaklarına karşılıklı tarifeler getirme hamlesi, Hindistan’ın ihracatına %27 gümrük vergisi uygulanmasına yol açtı. Bu durum, Güney Asya ekonomisi için hem koruma hem de yeni riskler gören piyasa stratejistlerinden karışık tepkiler aldı.

    BofA, Hindistan’ın tarife artışı karşısında nispeten iyi konumlandığını belirtti. Hindistan, ABD ticaret açığına sadece 47 milyar dolar veya %4 katkıda bulunuyor ve ABD’ye ihracatı GSYİH’nin sadece %2’sini oluşturuyor.

    Bu durum, Hindistan’ı Washington’a ihracatlarına %46’ya varan tarifelerle karşı karşıya kalan gelişmekte olan piyasa emsallerine göre rekabetçi kılıyor. 2024 takvim yılında Hindistan’ın ABD’ye mal ihracatı 80,7 milyar dolar oldu. Tarife muafiyetleri, yaklaşık 5-8 milyar dolar değerindeki 279 kalemi kapsıyor.

    Bununla birlikte, en kötü senaryoda yaklaşık 20 milyar dolar veya Hindistan GSYİH’sinin 50 baz puanından daha az olarak tahmin edilen doğrudan etki, hikayenin sadece bir parçası olabilir.

    Potansiyel bir zincirleme etki söz konusu: Yerli üretimi zayıflatabilecek daha düşük ithalat tarifeleri ve 28 milyar dolarlık ithalat vergisi tahsilatı, gecikmiş sermaye harcaması kararları, daha yavaş kredi büyümesi ve Hindistan ABD’den ithalatını artırırsa genişleyen ticaret açığı gibi etkiler olabilir.

    Bu riskler, küresel ticaret belirsizliğinin daha geniş ortamıyla birleştiğinde, para birimleri üzerinde baskı oluşturabilir ve hisse senetlerinden kaçışa neden olabilir.

    Jefferies de temkinli bir ton benimseyerek, Hindistan’a uygulanan %27’lik başlık tarifesinin Vietnam ve Tayland gibi ülkelere uygulanan daha yüksek tarifelere kıyasla ılımlı olduğunu, ancak daha geniş ABD ekonomik görünümünün zorluklar sunduğunu vurguladı.

    Firma, başlıca ihracat sektörlerinin, özellikle BT, ilaç ve otomotiv sektörlerinin sınırlı doğrudan etki yaşaması gerektiğini belirtti. Hindistan’ın 2024 mali yılında 103 milyar dolar değerindeki yazılım ihracatı etkilenmeden kalıyor ve ilaç endüstrisi geçici olarak tarifelerden muaf tutuluyor.

    Analistler, ABD odaklı jenerik ilaç hisselerinde potansiyel bir ralli bekliyor ve Lupin (NSE:LUPN), Dr Reddy’s ve Zydus gibi şirketleri kısa vadede en iyi konumlanmış olarak adlandırıyor.

    BT sektöründe, tarife emrinden doğrudan bir darbe olmamasına rağmen, daha yavaş ABD GSYİH büyüme oranından dolaylı sonuçlar konusunda endişeler var. Yerli üretim ve daha sıkı göçmenlik normları marjlar üzerinde baskı oluşturabilirken, önceki H1B vize rejiminin sıkılaştırılmasını hatırlatarak, Tech Mahindra (NSE:TEML) ve HCLTech gibi büyük oyuncular ile uygun dikey maruziyete sahip orta ölçekli firmalar bu zorlukları atlatmak için daha iyi konumlanmış görünüyor.

    Sektöre özgü riskler teknoloji ve ilaç sektörlerinin ötesine uzanıyor. Otomotivde, yüksek ABD ihracat maruziyeti olan şirketler, belirli OEM’ler ve otomotiv bileşen üreticileri dahil olmak üzere baskı hissedecek, aynı şekilde kimyasallar ve güneş enerjisi sektörleri de etkilenecek.

    Navin Fluorine, PI Industries ve güneş enerjisi uzmanı Waaree gibi firmalar önemli zorluklarla karşılaşabilir. Waaree ayrıca %14,5 ek gümrük vergisine de tabi olacak.

    Bu makale yapay zekanın desteğiyle oluşturulmuş, çevrilmiş ve bir editör tarafından incelenmiştir. Daha fazla bilgi için Şart ve Koşullar bölümümüze bakın.

  • Yen’in 34 yılın en düşük seviyesine gerilemesi Japonya’da endişe yarattı

    Yen’in 34 yılın en düşük seviyesine gerilemesi Japonya’da endişe yarattı

    Japon yeninin inişini sürdürerek Pazartesi günü son 34 yılın en düşük seviyesine ulaşması, Japonya’nın kurumsal sektörü arasında endişelere yol açtı. Para birimi son iki yılda ABD doları karşısında yaklaşık %25 değer kaybederek hem işletmeler hem de hane halkları için endişe kaynağı oldu.

    Daha zayıf bir yen geleneksel olarak Japon ürünlerini yurtdışında daha rekabetçi hale getirerek ve ülkeye geri dönen kazançları şişirerek ihracatçılara fayda sağlarken, mevcut seviyeler yarardan çok zarara neden oluyor. Temel hammaddeler, gıda ve yakıt dahil olmak üzere ithalat maliyetleri artarak çeşitli sektörleri olumsuz etkiledi. Gübre ithal eden çiftçiler ve Çin parçalarına bağımlı küçük üreticiler en çok etkilenenler arasında.

    Bu etki özellikle yıllardır durgun bir ücret artışı yaşayan Japon hane halkları için daha da şiddetli. Bu ekonomik baskı, Japonya’daki işgücünün %70’ini temsil eden ve rekabetçi bir piyasada artan maliyetleri yansıtmakta zorlanan küçük işletmelere kadar uzanıyor.

    Japonya Merkez Bankası verilerine göre, Japon yetkililerin şüpheli piyasa müdahalesinden önce yen dolar karşısında kısa bir süre 160 seviyesini aştı. Buna rağmen, ABD Merkez Bankası yüksek faiz oranlarını koruduğu sürece yenin zayıf kalmaya devam etmesi bekleniyor. Çarşamba günü itibariyle yen, dolar karşısında 157,91 seviyesinde bulunuyordu.

    Tokyo Gas ve JSR gibi çeşitli sektörlerden yöneticiler de yendeki dalgalanma ve bunun iş planlaması ve tedarik zinciri üzerindeki etkisine ilişkin endişelerini dile getirdi.

    Muhafazakar döviz tahminleriyle bilinen Japon otomobil üreticileri de bu durumdan etkilendi. Dolar karşısında 1 yenlik bir değişimin Toyota için 50 milyar yenlik bir kâr farkına tekabül etmesi, ihtiyatlı tahminler yapılmasını gerektiriyor. Henüz sona eren mali yıl için 143 yen/dolar kuru tahmin eden Toyota, gelecek hafta tüm yıl kazançlarını açıklayacak.

    3. parti reklam. Investing.com’un sunduğu veya önerdiği bir teklif değildir. Feragat detaylarına buradan bakın veya reklamları kaldırın

    Bu makale yapay zekanın desteğiyle oluşturulmuş, çevrilmiş ve bir editör tarafından incelenmiştir. Daha fazla bilgi için Şart ve Koşullar bölümümüze bakın.

  • Kazanç görüşmesi: Whirlpool ilk çeyrekteki zorluklara rağmen beklentilerini koruyor

    Kazanç görüşmesi: Whirlpool ilk çeyrekteki zorluklara rağmen beklentilerini koruyor

    Whirlpool Corporation (NYSE: WHR) 2024 yılı ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı, beklentileri karşıladı ve tüm yıl için öngördüğü hisse başına 13 ila 15 dolar kazanç hedefini korudu. Şirket, EMEA işlemini tamamlayarak ve Whirlpool of India’daki hisselerinin satışını gerçekleştirerek portföy dönüşümünde önemli adımlar attı.

    Kuzey Amerika’da endüstri hacimleri düşük seyrederken, şirket pazar payını başarıyla korudu. Whirlpool, Kuzey Amerika’da yapışkan enflasyona karşı koymak için promosyon fiyatlarında %5’lik bir artış açıkladı ve bunun yıl boyunca marjları artırmasını bekliyor.

    Küçük ev aletleri işi ile Latin Amerika ve Asya’daki operasyonlar güçlü performans gösterdi. Yıla karışık bir başlangıç yapmasına rağmen Whirlpool, temettüler ve borç kaldıracını azaltmaya odaklanma yoluyla hissedar değerine olan bağlılığını yeniden teyit etti.

    Önemli Çıkarımlar

    • Whirlpool ilk çeyrek sonuçlarını aynı doğrultuda açıkladı ve tüm yıl için hisse başına kazanç beklentisini teyit etti.
    • Şirket, EMEA anlaşması ve Whirlpool of India’daki hisselerinin elden çıkarılması da dahil olmak üzere önemli işlemleri tamamladı.
    • Kuzey Amerika hacimleri yüksek faiz oranları ve konut alım gücünden etkilendi, ancak pazar payı sabit kaldı.
    • Whirlpool, Kuzey Amerika’daki promosyon programlarında marjları olumlu yönde etkilemesi beklenen %5’lik bir fiyat artışı açıkladı.
    • Küçük ev aletleri işi ile Latin Amerika ve Asya’daki segmentler güçlü performans gösterdi.
    • Whirlpool hissedarlarına değer kazandırmaya ve bilançosunu yönetmeye odaklanmıştır.

    Şirket Görünümü

    • Tüm yıl için hisse başına kazanç beklentisi 13 ila 15 dolar olarak korundu.
    • Fiyat/karma, 300 milyon ila 400 milyon dolar aralığının alt ucunda olması beklenen net maliyetleri dengeleyebilir.
    • Fiyat artışı sonrası istikrarlı pazar payı öngörülüyor.
    • Yüksek ABD perakende envanter seviyelerini ele almayı planlıyor.

    Önemli Ayı Gelişmeleri

    • Kuzey Amerika’da endüstri hacimleri zayıf seyrederken, Whirlpool’un 1. çeyrek marjı zayıf hacim ve yüksek maliyetler nedeniyle beklentilerin altında kaldı.
    • MDA Avrupa geliri, zayıf tüketici duyarlılığı nedeniyle %5 azaldı.
    • MDA Asya’da da %2’lik bir gelir düşüşü görüldü.
    3. parti reklam. Investing.com’un sunduğu veya önerdiği bir teklif değildir. Feragat detaylarına buradan bakın veya reklamları kaldırın

    Yükselişte Öne Çıkanlar

    • Küçük ev aletleri işletmesi ve Latin Amerika operasyonları güçlü sonuçlar bildirdi.
    • SDA Global işletmesi %7 net satış büyümesi ve %18 FVÖK marjı elde etti.
    • Whirlpool, uzun vadeli değer yaratması ve serbest nakit akışını artırması beklenen stratejik işlemler gerçekleştirdi.

    Eksiklikler

    • Promosyon yatırımları ilk beklentileri karşılamamıştır.
    • Promosyon programı ödemeleri nedeniyle ilk çeyrek nakit yakımı beklenenden daha yüksek oldu.

    Soru ve Cevaplarda Öne Çıkanlar

    • Yöneticiler %5’lik promosyonel fiyat artışının zaman içinde karlılık üzerinde %2-3 oranında net olumlu etki yaratmasını bekliyor.
    • Şirket, çelik ve petrol fiyatları da dahil olmak üzere hammadde trendlerini yakından takip ediyor.
    • Whirlpool, maliyetlerde 100 milyon dolarlık bir azalma hedefleyerek organizasyonu basitleştirmek için harekete geçiyor.
    • Promosyon ödemeleri nedeniyle yılın ikinci yarısında nakit akışında önemli bir dalgalanma bekleniyor.

    Whirlpool Corporation, Kuzey Amerika hacimlerini etkileyen yüksek faiz oranları ve konut satın alınabilirliği sorunları ile yıla zorlu bir başlangıç yaptı. Bu olumsuzluklara rağmen şirket, pazar payını korumak ve finansal performansını iyileştirmek için kararlı adımlar atmaktadır.

    Promosyon fiyatlarındaki artış, enflasyonun etkisini azaltmaya yönelik stratejik bir hamledir ve marj genişlemesine katkıda bulunması beklenmektedir. Güçlü bir ürün hattı ve portföyünü güçlendiren stratejik işlemlerle Whirlpool, hissedarlarına değer sunmaya kararlıdır.

    Şirket mali yıl boyunca ilerlerken, yatırımcılar ve paydaşlar bu önlemlerin sürdürülebilir finansal başarıya dönüşüp dönüşmediğini görmek için yakından izleyecekler.

    InvestingPro İçgörüleri

    Whirlpool Corporation (NYSE: WHR), son mali raporunun da gösterdiği gibi, sektördeki zorluklar karşısında dayanıklılık gösterdi. Whirlpool’un finansal sağlığını ve gelecek beklentilerini daha iyi anlamak için InvestingPro tarafından sağlanan bazı temel ölçütleri ve içgörüleri inceleyelim.

    InvestingPro Verileri, şirketin piyasadaki önemli varlığını yansıtan 5,05 milyar dolarlık bir piyasa değerine işaret ediyor. F/K oranının 12,79 gibi cazip bir seviyede olması, hisse senedinin kısa vadeli kazanç büyümesine kıyasla değerinin altında olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, %6,62 temettü verimiyle Whirlpool, 54 yıl üst üste temettü ödemelerini sürdürerek hissedarlarını ödüllendirmeye devam etmiştir.

    3. parti reklam. Investing.com’un sunduğu veya önerdiği bir teklif değildir. Feragat detaylarına buradan bakın veya reklamları kaldırın

    Whirlpool’un mevcut durumuyla özellikle ilgili iki InvestingPro İpucu, şirketin önemli bir borç yüküyle çalışması ve analistlerin cari yılda satışlarda düşüş beklentisini içeriyor. Bu faktörler, şirketin finansal esnekliğini sürdürme ve büyüme hedeflerine ulaşma kabiliyetini etkileyebileceğinden, yatırımcıların dikkate alması gereken çok önemli faktörlerdir.

    Daha derin bir analiz ve ek InvestingPro İpuçları arayan yatırımcılar için https://www.investing.com/pro/WHR adresinde Whirlpool için 7 ipucu daha bulunmaktadır. Bu bilgiler şirketin konumu ve görünümü hakkında daha kapsamlı bir anlayış sağlayabilir.

    INVTROZEL1A kupon kodunu kullanarak daha detaylı analizler ve yatırım kararlarınızı etkileyecek ipuçları içeren InvestingPro aboneliğinde %20’ye varan indirimden yararlanmayı unutmayın.

    Bu makale yapay zekanın desteğiyle oluşturulmuş, çevrilmiş ve bir editör tarafından incelenmiştir. Daha fazla bilgi için Şart ve Koşullar bölümümüze bakın.

  • Lloyds bankacılık grubundaki sarsıntı 2,500’den fazla kişinin işini riske atıyor

    Lloyds bankacılık grubundaki sarsıntı 2,500’den fazla kişinin işini riske atıyor

    Bugün açıklanan bilgilere göre Lloyds (LON:LLOY) Banking Group’ta (LON: LLOY) 2.500’den fazla pozisyon potansiyel olarak tehlikede. Bankacılık kurumu, maliyet azaltma planlarını açıklayan bir dizi finansal kuruluşun en sonuncusu gibi görünüyor.

    İlk olarak The Guardian tarafından bildirilen bu haber, bankacılık sektörünün süregelen ekonomik zorluklarla boğuşmaya devam ettiği bir dönemde geldi. Adının açıklanmasını istemeyen bu bilginin kaynağı, bankanın maliyet azaltma stratejisini tamamlama sürecinde olduğunu belirtti.

    Birleşik Krallık bankacılık sektörünün önde gelen oyuncularından Lloyds Banking Group, zorlu bir finansal ortamdan geçiyor. Potansiyel işten çıkarmaların duyurulması, bankanın operasyonlarını düzene sokma ve maliyetleri daha etkin bir şekilde yönetme çabalarının açık bir göstergesidir.

    Maliyet azaltıcı önlemlerin kesin ayrıntıları henüz açıklanmadı. Ancak, bankanın mevcut ekonomik ortamda mali istikrarını sağlamak için adımlar attığı açıktır. Olası işten çıkarmalar, Birleşik Krallık bankacılık sektörü için daha geniş etkileri olabilecek, kurum içinde önemli bir yeniden yapılanmaya işaret ediyor.

    Bankacılık sektörü bir süredir baskı altında ve pek çok kurum maliyetleri düşürmenin ve verimliliği artırmanın yollarını arıyor. Lloyds’taki potansiyel işten çıkarmalar, sektörün karşı karşıya olduğu zorlukları keskin bir şekilde hatırlatıyor.

    Birleşik Krallık’taki en büyük bankacılık kurumlarından biri olan Lloyds Banking Group’un operasyonel yapısındaki herhangi bir değişiklik sektör üzerinde önemli bir etki yaratabilir. Bankanın potansiyel olarak işten çıkarma kararı muhtemelen diğer finans kuruluşları, düzenleyiciler ve paydaşlar tarafından yakından izlenecektir.

    Maliyet azaltma stratejisinin kesin ayrıntıları henüz açıklanmamış olsa da, duyuru bankanın işgücü üzerindeki potansiyel etkisine ilişkin endişeleri şimdiden tetikledi. Potansiyel işten çıkarmalar önemli sayıda çalışanı etkileyebilir ve mevcut ekonomik zorluklara katkıda bulunabilir.

    Lloyds Banking Group’taki potansiyel işten çıkarma haberleri, bankacılık sektöründe devam eden zorlukların açık bir göstergesidir. Finans kuruluşları ekonomik belirsizlik içinde yol almaya devam ederken, maliyet düşürücü önlemler ve operasyonel verimlilik giderek daha önemli hale geliyor.

    Bu durum ortaya çıktıkça, bankacılık sektörü Lloyds Banking Group’un bu potansiyel sarsıntıyı nasıl yönettiğini yakından izleyecektir. Bu potansiyel işten çıkarmaların bankanın operasyonları ve daha geniş bankacılık sektörü üzerindeki etkisi görülmeye devam ediyor.

    InvestingPro Insights

    Lloyds Banking Group (LON: LLOY) ekonomik zorlukların ortasında potansiyel işten çıkarmalarla karşı karşıya kalırken, InvestingPro verileri bankanın finansal sağlığına daha derin bir bakış sunuyor. Yaklaşık 33,54 milyar dolarlık piyasa değeri ve 4,3 gibi oldukça düşük bir fiyat/kazanç (F/K) oranıyla Lloyds, değerli bir yatırım fırsatı sunuyor. 2023’ün 3. çeyreği itibarıyla son on iki ay için düzeltilmiş F/K oranı 3,91 ile daha da düşüktür ve hisse senedinin kazançlara kıyasla çekiciliğine işaret etmektedir.

    Yatırımcılar Lloyds’un temettü politikasını da cazip bulabilir, zira banka temettüsünü üç yıl üst üste artırdı ve son veriler itibariyle yaklaşık %5,95 temettü verimine sahip. Bu durum, InvestingPro’nun bankanın hissedarlarına yüksek öz sermaye getirisi sağladığını vurgulayan tavsiyesiyle de uyumludur.

    Şirketin gelir büyümesi, 2023’ün 3. çeyreği itibarıyla son on iki ayda %38,49’luk önemli bir artışla hızlanıyor. Bu büyüme yörüngesi, bankanın bankacılık sektöründe önde gelen bir oyuncu olarak statüsüyle birleştiğinde, mevcut ekonomik baskılar karşısında potansiyel dayanıklılığının altını çizmektedir.

    Daha kapsamlı bir analizle ilgilenen okuyucular için InvestingPro platformu, Lloyds Banking Group hakkında kârlılık ve brüt kâr marjlarına ilişkin içgörüler de dahil olmak üzere ek ipuçları sunuyor. Mevcut Kara Cuma indirimi ile aboneler bu değerli ipuçlarına %55’e varan indirimlerle erişebilirler.

    Reuters bu makaleye katkıda bulunmuştur.

    Bu makale yapay zekanın desteğiyle oluşturulmuş, çevrilmiş ve bir editör tarafından incelenmiştir. Daha fazla bilgi için Şart ve Koşullar bölümümüze bakın.

  • TCMB bugün faiz kararını açıklayacak: Piyasalar ne bekliyor?

    TCMB bugün faiz kararını açıklayacak: Piyasalar ne bekliyor?

    Investing.com – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bugün yılın dördüncü Para Politikası Kurulu toplantısını gerçekleştirecek ve saat 14.00’te faiz kararını açıklayacak.

    Beklentiler ne yönde?

    Mart toplantısında %8,5 olan politika faizini sabit tutan Merkez Bankası, deprem sonrası toparlanmanın desteklenmesi için bu yönde karar aldığını belirtti.

    Mart toplantı metninde depremin yarattığı maddi hasarın atlatılması için finansal koşulların sağlanması ve sanayi üretimi ile istihdam sektörünün desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Merkez Bankası, “Depremin 2023 yılının ilk yarısındaki etkileri yakından takip edilecektir.” notunu tekrarladı.

    Bankanın Mart toplantısındaki açıklamaları ve son açıklanan verilerin etkisiyle bugünkü toplantıda faizi sabit bırakması bekleniyor.

    Sanayi üretimi ve istihdamda son durum

    Büyümenin ana göstergelerinden olan sanayi üretimi deprem etkisiyle Şubat ayında aylık %6 oranında ve yıllık bazda da %8,2 oranında düşerek pandemi sonrası en kötü dönemi geçirdi.

    Şubat’ta istihdam piyasasında da düşüş oldu. İstihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 361 bin kişi azalırken istihdam oranı da 0,6 puan düşüş yaşadı. Bu dönemde işsizlik oranı %10’a yükseldi ve işsiz sayısı 65 bin kişi artarak 3 milyon 514 bin kişi oldu. İlk veriler depremin ekonomi üzerindeki etkisinin oldukça belirgin olduğunu gösteriyor.

    Karar, piyasaya nasıl etki edebilir?

    Eylül 2021 itibarıyla para politikasında değişikliğe giden Merkez Bankasının faiz indirimleri ilk süreçte kur ve borsa üzerinde etkili olurken son dönemlerde fiyatlamada etkisi de azaldı. Beklenti yönünde bir kararın döviz kuru ve borsada önemli bir hareketlilik yaratmayacağı düşünülüyor.

    Döviz ve borsada görünüm nasıl?

    Küresel piyasalarda ilk çeyrek bilançoları izlenirken yurt içinde de bankalar ve büyük şirketlerin bilançoları takip ediliyor. Fakat BİST 100 bu hafta küresel satış dalgasından en çok etkilenen endeksler arasında yer alıyor.

    ABD’de Mart ayında yaşanan bankalar krizinde rol olan First Republic Bank’ın zayıf bilançosu ve mevduat kaybı hissede rekor düşüşe neden oldu. Yeniden gündeme gelen resesyon endişeleri küresel endekslerde kayıp yarattı.

    Yurt içinde seçime yaklaşılması ve işlem hacminin zayıf olmasıyla baskı altına giren endeks, bu hafta 5.000 puan üzerinde tutunamadı ve dün 4.750 puan ile ayın en düşük seviyesine geriledi. Bugün de bu seviyenin hemen üzerinde işlem gören endekste görünüm negatif.

    Dolar/TL kurunda gün içi işlem aralıkları dar olsa da fiyat rekor yüksek seviyelerde kalmaya devam ediyor. Bankalar arası fiyat 19,43 olurken serbest piyasada işlemler 20,30 TL üzerinde görülüyor.

    Yazar: Necdet Erginsoy

  • TÜSİAD/Turan: Açıklanan kurumlar vergisi adaletsiz

    TÜSİAD/Turan: Açıklanan kurumlar vergisi adaletsiz

    OLCAY BÜYÜKTAŞ

    Türkiye’nin zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandığını lisana getiren Türkiye Endüstrici ve İş İnsanları Derneği Lideri Orhan Turan, bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getirilirken başka yandan da eski sarsıntı vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis edilmesini eleştirdi.

    Turan, sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden süreksiz vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılmasının adaletsiz olduğu görüşünde.

    TÜSİAD Lideri Orhan Turan, seçim tarihi yaklaşan ülkede sarsıntıların tesirinden yapılması gerekenlere, seçimin iktisada tesirinden İstanbul’un zelzele hazırlığına Bloomberght.com’un sorularını yanıtladı.

    – Zelzelenin yaralarını sarmak için atılacak adımlar ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu çerçevede TBMM gündeminde olan kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik düzenlemeyi nasıl yorumluyorsunuz?

    Makroekonomik şartların, bekleyen riskler karşısında tedbirlerin rahatça alınmasına imkan sağlayacak bir ihtiyat hissesine sahip olması çok kıymetlidir. Bilhassa dünyanın içinden geçmekte olduğu bu belirsizlikler ve krizler çağında çabucak her vakit her türlü riske hazırlıklı olmamız gerekiyor.

    Türkiye sarsıntıya ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandı. Düşmekte olsa da yüksek bir enflasyon, dalgalı ve iç talebe dayalı bir büyüme süreci, üretim ve tüketim ortasındaki makasın açılmış olması, merkez bankası rezervlerinin güçlendirilmesi gereksinimi, yüksek bir cari açık… Beklendiği üzere zelzelenin bu tabloyu biraz daha bozması ihtimal dahilinde.

    Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamı 100 milyar dolara ulaşabilir. Bu çok önemli bir sayı. Bütçe istikrarında sene başından beri görülen bozulma ister istemez daha da şiddetlenecek. Bu çapta bir afetin yarattığı olağan dışı yıkım doğal olarak olağan dışı finansman muhtaçlığı doğurur. Lakin bu finansmanı sağlamak için bütçe gelirlerinde hangi kalemlerde bir artış yapılacağına ve/veya hangi harcamaların kısılacağına, kurumlar ve kurallar gözetilerek, tesir tahlili hesaplanarak dikkatlice karar verilmelidir. Aksi halde iktisadın uzun periyot üretim ve yatırım dinamikleri üzerinde istenmeyen tesirler ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında, sarsıntı nedeniyle kamunun vergi gereksinimi ortada iken bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getiriyor öbür yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis ediyoruz. Kamu finansman gereksiniminin, kamu gelirlerine esasen en yüksek katkıyı yapan kurumsal şirketlerden geçmiş devir süreçleri baz alınarak karşılanmak istenmesinin öngörülebilirlik unsuru açısından külfetli ve vergi tabanı açısından adaletsiz olduğunu düşünüyoruz.

    Ülkemiz ulusal hasılasına en yüksek katkıyı veren, Ar-Ge yapan, yatırım ve istihdam sağlayan kurumsal şirketler, lokal ve küresel şartlar nedeniyle esasen finansal kaynaklara erişim sorunu çekerken, EYT düzenlemesinin getirdiği yükü karşılamaya çalışırken, bu kere de 2022 yılı çıkarlarındaki istisna ve indirimlerinin üzerinden ek vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmakta.

    Deprem nedeniyle ortaya çıkan ek harcama muhtaçlığı, şayet vergi geliri artışı ile karşılanacaksa örneğin süreksiz kurumlar vergisi oranı artışı üzere adaletli bir yolla karşılanmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki ek vergi ile vatandaşlardan ve şirketlerden zarurî olarak tasarruf yapmalarının istenmesi yerine verimli bir devlet anlayışı doğrultusunda kamunun da tasarruf yapması, devlet harcamalarının gözden geçirilerek gereksiz ve verimsiz harcamaların kaldırılması, acil öncelik taşımayan projelerin ötelenmesi de değerlendirmeye alınmalıdır.

    TÜSİAD olarak Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan sonra ne yaptınız?

    Öncelikle bir defa daha, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılarımıza acil şifa dilerim. Birinci günden beri tüm üyelerimizle sarsıntının yaralarını sarmak için seferber olduk. Çabucak Zelzele Dayanak Ağı oluşturduk. Gerek üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla gerekse bölgedeki iş dünyası paydaşlarımız ve TÜRKONFED ile de işbirliği içinde bölgenin öncelikli gereksinimlerini karşılamaya koyulduk. Bölgede temel gereksinimler konusunda hala yapılması gerekenler var ve bu muhtaçlık uzun bir müddet daha devam edecek. Üyelerimiz de tıpkı ve nakdi yardımlarına devam ediyorlar, edecekler. Yurt dışındaki iş dünyası paydaşlarımızla da afet konusunda uzun vadeli somut işbirlikleri için temastayız.

    Önümüzdeki süreçteki önceliğimiz bölgenin toplumsal ve ekonomik açıdan toparlanmasına ve istihdamın korunmasına katkı sağlamak. Afet bölgesindeki işletmelere insan kaynağı ve donanım bakım takviyesi verilmesi, ürün-hizmet alımlarında bu işletmelere öncelik sağlanması, eğitim ve psikososyal dayanaklar üzere projelerde üyelerimizle çalışıyoruz. Toplumsal dayanışma ile bölgenin yaşadığı zorluğun üstesinden daima birlikte geleceğiz.

    Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan ne üzere dersler çıkarmalıyız?

    Onbinlerce insanımızı kaybettiğimiz ağır bir afet yaşadık. Hala derin ıstırabı içindeyiz. Ülkemiz pek çok afetin yaşandığı bir coğrafyada. Sarsıntı sonrasında ve aslında hala geçerli olan en kıymetli husus uyumun sağlanması. Afet öncesi, sırası ve sonrasında merkezi ve mahallî idareler, özel dal ve STK’lar olarak tüm paydaşların uyum içinde aktif çalışmasını sağlamak zorundayız. Bilimin ışığında gerekli hazırlıkları süratle tamamlarsak, afetler başımıza geldiğinde olumsuz etkilenme düzeyimiz de azalacaktır. Yapıların inşasından başlayarak tüm süreçlerde kuralların ve kontrol sistemlerinin en yeterli biçimde işletilmesinin ne kadar hayati kıymette olduğu da ortaya çıktı. Yaşadığımız bu afetin bize öğrettiği bir ders de eğitimin bu bahiste da en temel sıkıntı olduğu. Bundan sonraki afetlerin boyutlarını azaltmak için eğitim sistemimizi okul öncesinden başlayarak analitik kanıyı ve afet şuurunu güçlendirmek üzere güzelleştirmeliyiz.

    “Deprem yaralarının sarılması finansmanı yapılan hesapların üzerinde olacak”

    Depremde yıkılan binaların tekrar inşasının yaratacağı maliyeti konusunda bir çalışma kelam konusu mu? Sizce nasıl bir büyüklükle karşı karşıyayız…

    Depremde tahrip olan bina ve altyapının çeşitli varsayımlara nazaran kıymeti 40-50 milyar dolar civarında ağırlaşıyor. Olağan ortaya çıkan ziyan ile binaların, altyapının ve makine parkının yenilenmesi için bugün harcanması gereken fiyat birbirinden farklı olacak. Yıkılan binaları yeni sarsıntı yönetmeliğine nazaran inşa etmek çok kıymetli. Bu da elbette daha yüksek bir maliyet manasına gelecek. Yani sarsıntının yaralarının sarılabilmesi için ayrılması gereken finansman ölçüsü hesaplanan maliyetinin üzerinde olacaktır.

    “Yalnız kalıcı konutlar değil eğitim ve çalışma hayatı da olağana dönmeli”

    Yeniden inşa konusunda öncelik hangi alanlar olmalı ve sizce bu ne vakit tamamlanır?

    Depremin yaralarını sarmak konusunda bir önceliklendirme yapmak kolay değil. Barınma muhtaçlığı konusunda çadırlar dışında bir tahlili süratle devreye sokmak gerekiyor. Birebir anda kentsel altyapının tamiri ve yine inşası, ekonomik faaliyetin devamlılığının sağlanması, KOBİ’lerin, endüstrinin, yan endüstrinin ve esnafın tekrar üretim zinciri içinde yerlerini alması, iş imkanlarının ve çalışanların korunması gerekiyor. Bölgeden çok önemli bir göç var. Bölgenin ekonomik hayatiyetinin devam edebilmesi için bu göçün durması ve birinci etapta bölge dışına çıkanların geri dönmeye başlaması gerekiyor. Bu da bölgede ömür, eğitim ve çalışma ortam ve şartlarının olağanlaşmasına bağlı olacak. Yani sorun hayli karmaşık ve bu nedenle karşılıklı tesirleri dikkate alarak ilerlemek gerekiyor. Örneğin elimizdeki kaynakları yalnızca kalıcı konutların bir an evvel tamamlanmasına ayırırsak, öte yandan toplumsal ve ekonomik faaliyetin devam etmesini, istihdamı ve geçim kaynaklarının sağlanmasını göz gerisi edersek bu düzenek aksar.

    Canlı ömrü, ekosistemlerin bütünlüğü ve iklim değişikliği ile uğraş açısından orman ekosisteminin kritik değer taşıdığını da hatırda tutmalıyız. Tüm planlamalarımız ekosistemlerin bütünlüğü ve ormanlarımızın korunması gözetilerek yapılmalı. Afetlerde atık ve enkaz da hem yüksek hacimde hem de etraf ve sıhhat riskleri yaratacak nitelikte oluyor. Afetler sonrası oluşan atıkların özel bir atık idaresi yaklaşımıyla bertaraf edilmesi ve bu tarafta kısa müddette güçlü bir mevzuat düzenlemesinin hazırlanması değerli. Bütün bu ögeleri bir ortada düşünmek, planlamak ve çözmek zorundayız.

    Depremin en mağdur kesitleri kimler?/Neden?

    Mağduriyetler ortasında bir sıralama yapılamaz hiç elbet. Sarsıntının hem maddi hem de manevi açıdan yıkıcı tesiri çok büyük. Tesirler yalnızca fizikî de değil. Tüm depremzedeler için ruhsal takviye kritik kıymette. Yaşadığımız afetin olumsuz tesirlerini azaltabilmek için kimseyi geride bırakmama unsuruna sıkı sıkıya sarılmaya, kırılgan kümelerin özel taleplerine kulak vermeye, eşitsizliklerle aktif halde çaba etmeye değer vermeliyiz.

    Afetler, savaşlar, krizler bayanları erkeklere nazaran daha olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zelzelenin yaralarını sararken toplumsal cinsiyete hassas kriz idaresi stratejilerine öncelik vermeliyiz. Afet bölgesinde şiddete sıfır tolerans prensibiyle güvenliğin yanı sıra barınma, sıhhat, eğitim, istihdam üzere tüm alanlarda bayanların görüşleri ve gereksinimlerini kapsamlı halde ele almalıyız.

    Hayatlarının erken periyodunda böylesine bir travmayla karşı karşıya kalmış olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi ve rehabilitasyonu da en büyük önceliklerimiz ortasında yer almalı. Bu noktada, ülke çapında üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararının da en kısa müddette gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira üniversiteler ve yerleşkeler yalnızca öğrenme alanı değil. Gençlerin toplumsal ve duygusal etkileşim açısından bir ortada olması ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi değerli.

    Bir de İstanbul’da beklenen sarsıntı kelam konusu. Ülke iktisadı ve endüstrisinin değerli bir kısmını barındıran kent için nasıl bir çalışma yapılmalı?

    Depremin meydana getirebileceği hasarlar, alınacak tedbirler ve yapılacak hazırlıklar ile azaltılabilir ve hatta engellenebilir. Biz sürece bu türlü bakıyoruz. Afetlerle ilgili farkındalığın geliştirilmesinde meslek örgütlerinin, kesim derneklerinin, genel olarak iş dünyasının üstlendiği ve üstleneceği rol de çok kıymetli. TÜSİAD olarak, zelzele konusunu üyelerimizin gündeminde daima tutabilmeyi, özel bölümün sarsıntıya hazırlığı konusunda farkındalık oluşturmayı, uygun örnekler yaratmayı ve paylaşmayı önemsiyoruz. Bu gayeyle Sarsıntı Misyon Gücü’nü kurmuş ve iş dünyasının zelzeleye hazırlığı konusunda iki rapor yayınlamıştık. Halihazırda işletmelerin zelzele öncesi-sırası-sonrası aksiyonları için yol gösterici bir kılavuz üzerinde çalışıyoruz.

    Belirsizliğe Hazırlanmak: Dallar İstanbul Sarsıntısına Ne Kadar Hazır? başlıklı raporumuzda afet hazırlık kapasite ve dayanıklılığının arttırılması sürecinde dallar ortasındaki iş birliğinin ve bağlantının kritik bir kıymete sahip olduğunu vurgulamıştık. Güç, bilgi ve irtibat, ulaştırma ve lojistik, tarım ve besin dalları afet süreçlerinde birbirlerini etkiliyor. Müteselsil olarak işleyen bu süreçte çok paydaşlı iş birliği yapısı ve irtibat ağı hayati ehemmiyete sahip. Geçen yılki raporumuzda vurgulamış olduğumuz bu noktaların ne kadar gerçek ve değerli olduğunu Kahramanmaraş merkezli sarsıntılarda gördük, yaşadık.

    Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçtiğimiz hafta bir durum tespiti ve yol haritası açıkladı. Afete güçlü olmadığı tespit edilen önemli bir yapı stoku var. Yapıların dirençli olarak dönüştürülmesi, burada dönüşümün ekolojiye ziyan vermeden yapılması ve uygun finansman modellerinin oluşturulması çok değerli. Tüm bu süreçleri sağlıklı yürütebilmek için, İstanbul üzere bir metropolde afetle uğraşta merkezi idare, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ortasındaki uyum ise en kritik husus.

    Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran ve ülkemizin ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başşehri olan İstanbul’u etkileyecek büyük bir sarsıntının yıkıcı tesiri de çok büyük olacaktır. Şayet bugünden alacağımız tedbirlerle İstanbul’u sarsıntıya hazırlıklı hale getiremezsek yaşanacak büyük bir sarsıntı ülkemizin bağımsızlığı açısından dahi vahim sonuçlar yaratabilir. İstanbul’un sarsıntıya hazırlanmasına bir beka problemi olarak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    “Geçmişten ders alınmadığı görüldü, afet idare süreci iyileştirilmeli”

    Türkiye zelzeleye ne ölçüde hazırlıklıydı? Bu hususta neler yapılmalı?

    Aslında, başta 1999 yılındaki Gölcük sarsıntısı olmak üzere, 2011 yılındaki Van, 2020 yılındaki Elazığ ve Ege Denizi zelzeleleri, kâfi tedbirlerin alınmamasının travmatik deneyimlere sebebiyet verebileceğini açıkça göstermişti. Bu deneyimlere karşın, Kahramanmaraş merkezli zelzeleler, maalesef geçmişten kâfi ölçüde ders almamış olduğumuzu gözler önüne serdi. Afet öncesinde afet riskini azaltma ve afet sırasında ve sonrasında müdahale ve olağanlaşma konusunda daha hazırlıklı olmamız gerektiğini anladık. Afet idare sürecimizi kesinlikle güzelleştirmeliyiz. Zelzeleye ve aslında öbür afetlere de dirençli kentler inşa etmek için her şeyden evvel bilimi, bilimsel kanıyı ve liyakati temel almalı, kurumlarımızı yetkinleştirmeli, kurallarımızı etkinleştirmeli, afet idaresinde planlı ve iştirakçi bir süreci hayata geçirmeliyiz.

    “Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir”

    Ülkede 14 Mayıs’ta genel seçim yapılması öngörülüyor. Seçim, sizce bir belirsizlik yaratır mı?

    Mevcut durumda piyasa işleyişinin ve piyasa sinyallerinin zayıflamış olması aslında meçhullüğü artırıyordu. Fiyatların iktisadın gerçeğini yansıtmaz hale gelmesi özel kesimin risk ve getiri hesaplamaları yapabilmesini çok zorlaştırıyordu. Bu da yatırım kararlarının ertelenmesine, yeni istihdam yaratma kapasitesinin azalmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açıyordu. Seçim ve zelzele bu genel görüntü açısından ister istemez bir tesir yaratıyor.

    Her seçim iktisat açısından bir belirsizlik ögesi taşır. Aslında seçimler bir müddettir Türkiye’nin gündeminde. Bu çerçevede en azından seçim tarihinin netleşmiş olması belirsizliklerden birisini ortadan kaldırmış oldu.

    Genellikle seçimler öncesinde genişlemeci bir iktisat siyaseti izlenir, seçim sonrasında ise makroekonomik istikrarı önceleyen siyasetlere dönülür. Lakin sarsıntı bu beklenen süreci de etkileyecek. Zelzelenin yarattığı ekonomik maliyet ve yaraların sarılması için ek fonların devreye sokulması gerekecek. Yapılması gereken harcamaların boyutu ve niteliği de makroekonomik dinamikler üzerinde ek bir tesir yapacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun seçim sonrası ile öncesi ortasındaki ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir.

  • TÜSİAD/Turan: Teşvikten kurumlar vergisi kesintisi adaletsiz

    TÜSİAD/Turan: Teşvikten kurumlar vergisi kesintisi adaletsiz

    OLCAY BÜYÜKTAŞ

    Türkiye’nin zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandığını lisana getiren Türkiye Endüstrici ve İş İnsanları Derneği Lideri Orhan Turan, bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getirilirken öteki yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis edilmesini eleştirdi.

    Turan, sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden süreksiz vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılmasının adaletsiz olduğu görüşünde.

    TÜSİAD Lideri Orhan Turan, seçim tarihi yaklaşan ülkede zelzelelerin tesirinden yapılması gerekenlere, seçimin iktisada tesirinden İstanbul’un zelzele hazırlığına Bloomberght.com’un sorularını yanıtladı.

    Depremin yaralarını sarmak için atılacak adımlar ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu çerçevede TBMM gündeminde olan kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik düzenlemeyi nasıl yorumluyorsunuz?

    Makroekonomik şartların, bekleyen riskler karşısında tedbirlerin rahatça alınmasına imkan sağlayacak bir ihtiyat hissesine sahip olması çok değerlidir. Bilhassa dünyanın içinden geçmekte olduğu bu belirsizlikler ve krizler çağında çabucak her vakit her türlü riske hazırlıklı olmamız gerekiyor.

    Türkiye zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandı. Düşmekte olsa da yüksek bir enflasyon, dalgalı ve iç talebe dayalı bir büyüme süreci, üretim ve tüketim ortasındaki makasın açılmış olması, merkez bankası rezervlerinin güçlendirilmesi gereksinimi, yüksek bir cari açık… Beklendiği üzere zelzelenin bu tabloyu biraz daha bozması ihtimal dahilinde.

    Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamı 100 milyar dolara ulaşabilir. Bu çok önemli bir sayı. Bütçe istikrarında sene başından beri görülen bozulma ister istemez daha da şiddetlenecek. Bu çapta bir afetin yarattığı olağan dışı yıkım doğal olarak olağan dışı finansman muhtaçlığı doğurur. Lakin bu finansmanı sağlamak için bütçe gelirlerinde hangi kalemlerde bir artış yapılacağına ve/veya hangi harcamaların kısılacağına, kurumlar ve kurallar gözetilerek, tesir tahlili hesaplanarak dikkatlice karar verilmelidir. Aksi halde iktisadın uzun periyot üretim ve yatırım dinamikleri üzerinde istenmeyen tesirler ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında, zelzele nedeniyle kamunun vergi gereksinimi ortada iken bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getiriyor başka yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis ediyoruz. Kamu finansman gereksiniminin, kamu gelirlerine esasen en yüksek katkıyı yapan kurumsal şirketlerden geçmiş devir süreçleri baz alınarak karşılanmak istenmesinin öngörülebilirlik prensibi açısından zahmetli ve vergi tabanı açısından adaletsiz olduğunu düşünüyoruz.

    Ülkemiz ulusal hasılasına en yüksek katkıyı veren, Ar-Ge yapan, yatırım ve istihdam sağlayan kurumsal şirketler, mahallî ve küresel şartlar nedeniyle zati finansal kaynaklara erişim problemi çekerken, EYT düzenlemesinin getirdiği yükü karşılamaya çalışırken, bu sefer de 2022 yılı karlarındaki istisna ve indirimlerinin üzerinden ek vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmakta.

    Deprem nedeniyle ortaya çıkan ek harcama gereksinimi, şayet vergi geliri artışı ile karşılanacaksa örneğin süreksiz kurumlar vergisi oranı artışı üzere adaletli bir metotla karşılanmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki ek vergi ile vatandaşlardan ve şirketlerden mecburî olarak tasarruf yapmalarının istenmesi yerine verimli bir devlet anlayışı doğrultusunda kamunun da tasarruf yapması, devlet harcamalarının gözden geçirilerek gereksiz ve verimsiz harcamaların kaldırılması, acil öncelik taşımayan projelerin ötelenmesi de değerlendirmeye alınmalıdır.

    TÜSİAD olarak Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan sonra ne yaptınız?

    Öncelikle bir defa daha, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılarımıza acil şifa dilerim. Birinci günden beri tüm üyelerimizle sarsıntının yaralarını sarmak için seferber olduk. Çabucak Zelzele Takviye Ağı oluşturduk. Gerek üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla gerekse bölgedeki iş dünyası paydaşlarımız ve TÜRKONFED ile de işbirliği içinde bölgenin öncelikli gereksinimlerini karşılamaya koyulduk. Bölgede temel gereksinimler konusunda hala yapılması gerekenler var ve bu gereksinim uzun bir mühlet daha devam edecek. Üyelerimiz de tıpkı ve nakdi yardımlarına devam ediyorlar, edecekler. Yurt dışındaki iş dünyası paydaşlarımızla da afet konusunda uzun vadeli somut işbirlikleri için temastayız.

    Önümüzdeki süreçteki önceliğimiz bölgenin toplumsal ve ekonomik açıdan toparlanmasına ve istihdamın korunmasına katkı sağlamak. Afet bölgesindeki işletmelere insan kaynağı ve donanım bakım dayanağı verilmesi, ürün-hizmet alımlarında bu işletmelere öncelik sağlanması, eğitim ve psikososyal dayanaklar üzere projelerde üyelerimizle çalışıyoruz. Toplumsal dayanışma ile bölgenin yaşadığı zorluğun üstesinden daima birlikte geleceğiz.

    Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan ne üzere dersler çıkarmalıyız?

    Onbinlerce insanımızı kaybettiğimiz ağır bir afet yaşadık. Hala derin ıstırabı içindeyiz. Ülkemiz pek çok afetin yaşandığı bir coğrafyada. Zelzele sonrasında ve aslında hala geçerli olan en değerli mevzu uyumun sağlanması. Afet öncesi, sırası ve sonrasında merkezi ve lokal idareler, özel bölüm ve STK’lar olarak tüm paydaşların uyum içinde faal çalışmasını sağlamak zorundayız. Bilimin ışığında gerekli hazırlıkları süratle tamamlarsak, afetler başımıza geldiğinde olumsuz etkilenme düzeyimiz de azalacaktır. Yapıların inşasından başlayarak tüm süreçlerde kuralların ve kontrol düzeneklerinin en uygun formda işletilmesinin ne kadar hayati değerde olduğu da ortaya çıktı. Yaşadığımız bu afetin bize öğrettiği bir ders de eğitimin bu hususta da en temel sıkıntı olduğu. Bundan sonraki afetlerin boyutlarını azaltmak için eğitim sistemimizi okul öncesinden başlayarak analitik kanıyı ve afet şuurunu güçlendirmek üzere güzelleştirmeliyiz.

    Depremin maliyeti hakkında başta TÜRKONFED olmak üzere Dünya Bankası, EBRD ve birtakım yabancı kuruluşların raporları oldu… Sizin bu hususta bir çalışmanız oldu mu? İşgücü, sanayi, yıkılan varlıklar olarak bakıldığında nasıl bir tablo görüyorsunuz?

    Deprem yıkılan ve kullanılmaz hale gelen binalar, eşyalar, araçlar, altyapı vb. nedeniyle bir maliyet yarattı. Kullanılamaz ve yıkılması gereken binaların tespitinde birinci belirlemelerin akabinde en son kıymetlendirme süreci tamamlanınca ve ziyan gören makine parkı tespit edilince bu maliyet daha yanlışsız biçimde hesaplanabilecek.

    Depremin yarattığı maliyetin dışında bir de ortaya çıkartacağı makroekonomik tesirleri var. Bölgenin bilhassa bitkisel üretim ve küçükbaş hayvancılık açısından taşıdığı değeri dikkate aldığımızda enflasyonda ve bilhassa besin enflasyonunda bir hızlanma görmemiz muhtemel. Ayrıyeten ihracattaki hissesinin yüzde 8.5 olması, ihracat gelirlerinde de azalma riskini ortaya çıkartıyor. Yine yapılacak bina inşaatı ve ziyan gören makine parkının yerine konacak olması ithalatta artışa neden olacak. Yani sarsıntının yaratacağı olumuz makroekonomik tesirlere de hazırlıklı olmalıyız. Bu süreçte büyümenin de aşikâr bir müddet için düşmesi mümkün. Ancak bu tesirler kalıcı olmayacak. Bu süreksiz olumsuz makroekonomik tesirlerin büyük kısmını muhtemelen sene sonu gelmeden geride bırakmak mümkün olacak.

    Depremin bir öteki boyutu da işgücü, nitelikli istihdam kaybı ve afet bölgesinden öteki bölgelere büyük bir göç yaşanması. Bu göçü bilakis çevirecek ortamı oluşturmamız gerekiyor.

    “Deprem yaralarının sarılması finansmanı yapılan hesapların üzerinde olacak”

    Depremde yıkılan binaların tekrar inşasının yaratacağı maliyeti konusunda bir çalışma kelam konusu mu? Sizce nasıl bir büyüklükle karşı karşıyayız…

    Depremde tahrip olan bina ve altyapının çeşitli kestirimlere nazaran bedeli 40-50 milyar dolar civarında ağırlaşıyor. Alışılmış ortaya çıkan ziyan ile binaların, altyapının ve makine parkının yenilenmesi için bugün harcanması gereken meblağ birbirinden farklı olacak. Yıkılan binaları yeni sarsıntı yönetmeliğine nazaran inşa etmek çok kıymetli. Bu da elbette daha yüksek bir maliyet manasına gelecek. Yani zelzelenin yaralarının sarılabilmesi için ayrılması gereken finansman ölçüsü hesaplanan maliyetinin üzerinde olacaktır.

    “Yalnız kalıcı konutlar değil eğitim ve çalışma hayatı da olağana dönmeli”

    Yeniden inşa konusunda öncelik hangi alanlar olmalı ve sizce bu ne vakit tamamlanır?

    Depremin yaralarını sarmak konusunda bir önceliklendirme yapmak kolay değil. Barınma muhtaçlığı konusunda çadırlar dışında bir tahlili süratle devreye sokmak gerekiyor. Tıpkı anda kentsel altyapının tamiri ve tekrar inşası, ekonomik faaliyetin devamlılığının sağlanması, KOBİ’lerin, endüstrinin, yan endüstrinin ve esnafın tekrar üretim zinciri içinde yerlerini alması, iş imkanlarının ve çalışanların korunması gerekiyor. Bölgeden çok önemli bir göç var. Bölgenin ekonomik hayatiyetinin devam edebilmesi için bu göçün durması ve birinci etapta bölge dışına çıkanların geri dönmeye başlaması gerekiyor. Bu da bölgede ömür, eğitim ve çalışma ortam ve şartlarının olağanlaşmasına bağlı olacak. Yani sorun epeyce karmaşık ve bu nedenle karşılıklı tesirleri dikkate alarak ilerlemek gerekiyor. Örneğin elimizdeki kaynakları yalnızca kalıcı konutların bir an evvel tamamlanmasına ayırırsak, öte yandan toplumsal ve ekonomik faaliyetin devam etmesini, istihdamı ve geçim kaynaklarının sağlanmasını göz gerisi edersek bu düzenek aksar.

    Canlı hayatı, ekosistemlerin bütünlüğü ve iklim değişikliği ile gayret açısından orman ekosisteminin kritik değer taşıdığını da hatırda tutmalıyız. Tüm planlamalarımız ekosistemlerin bütünlüğü ve ormanlarımızın korunması gözetilerek yapılmalı. Afetlerde atık ve enkaz da hem yüksek hacimde hem de etraf ve sıhhat riskleri yaratacak nitelikte oluyor. Afetler sonrası oluşan atıkların özel bir atık idaresi yaklaşımıyla bertaraf edilmesi ve bu tarafta kısa müddette güçlü bir mevzuat düzenlemesinin hazırlanması kıymetli. Bütün bu ögeleri bir ortada düşünmek, planlamak ve çözmek zorundayız.

    Depremin en mağdur kesitleri kimler?/Neden?

    Mağduriyetler ortasında bir sıralama yapılamaz hiç elbet. Zelzelenin hem maddi hem de manevi açıdan yıkıcı tesiri çok büyük. Tesirler yalnızca fizikî de değil. Tüm depremzedeler için ruhsal dayanak kritik ehemmiyette. Yaşadığımız afetin olumsuz tesirlerini azaltabilmek için kimseyi geride bırakmama unsuruna sıkı sıkıya sarılmaya, kırılgan kümelerin özel taleplerine kulak vermeye, eşitsizliklerle faal halde gayret etmeye kıymet vermeliyiz.

    Afetler, savaşlar, krizler bayanları erkeklere nazaran daha olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zelzelenin yaralarını sararken toplumsal cinsiyete hassas kriz idaresi stratejilerine öncelik vermeliyiz. Afet bölgesinde şiddete sıfır tolerans prensibiyle güvenliğin yanı sıra barınma, sıhhat, eğitim, istihdam üzere tüm alanlarda bayanların görüşleri ve muhtaçlıklarını kapsamlı halde ele almalıyız.

    Hayatlarının erken periyodunda böylesine bir travmayla karşı karşıya kalmış olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi ve rehabilitasyonu da en büyük önceliklerimiz ortasında yer almalı. Bu noktada, ülke çapında üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararının da en kısa müddette gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira üniversiteler ve yerleşkeler yalnızca öğrenme alanı değil. Gençlerin toplumsal ve duygusal etkileşim açısından bir ortada olması ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi kıymetli.

    Bir de İstanbul’da beklenen sarsıntı kelam konusu. Ülke iktisadı ve endüstrisinin kıymetli bir kısmını barındıran kent için nasıl bir çalışma yapılmalı?

    Depremin meydana getirebileceği hasarlar, alınacak tedbirler ve yapılacak hazırlıklar ile azaltılabilir ve hatta engellenebilir. Biz sürece bu türlü bakıyoruz. Afetlerle ilgili farkındalığın geliştirilmesinde meslek örgütlerinin, bölüm derneklerinin, genel olarak iş dünyasının üstlendiği ve üstleneceği rol de çok kıymetli. TÜSİAD olarak, sarsıntı konusunu üyelerimizin gündeminde daima tutabilmeyi, özel bölümün zelzeleye hazırlığı konusunda farkındalık oluşturmayı, yeterli örnekler yaratmayı ve paylaşmayı önemsiyoruz. Bu emelle Sarsıntı Misyon Gücü’nü kurmuş ve iş dünyasının sarsıntıya hazırlığı konusunda iki rapor yayınlamıştık. Halihazırda işletmelerin zelzele öncesi-sırası-sonrası aksiyonları için yol gösterici bir kılavuz üzerinde çalışıyoruz.

    Belirsizliğe Hazırlanmak: Bölümler İstanbul Sarsıntısına Ne Kadar Hazır? başlıklı raporumuzda afet hazırlık kapasite ve dayanıklılığının arttırılması sürecinde bölümler ortasındaki iş birliğinin ve bağlantının kritik bir değere sahip olduğunu vurgulamıştık. Güç, bilgi ve irtibat, ulaştırma ve lojistik, tarım ve besin kesimleri afet süreçlerinde birbirlerini etkiliyor. Müteselsil olarak işleyen bu süreçte çok paydaşlı iş birliği yapısı ve bağlantı ağı hayati kıymete sahip. Geçen yılki raporumuzda vurgulamış olduğumuz bu noktaların ne kadar yanlışsız ve kıymetli olduğunu Kahramanmaraş merkezli zelzelelerde gördük, yaşadık.

    Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçtiğimiz hafta bir durum tespiti ve yol haritası açıkladı. Afete güçlü olmadığı tespit edilen önemli bir yapı stoku var. Yapıların dirençli olarak dönüştürülmesi, burada dönüşümün ekolojiye ziyan vermeden yapılması ve uygun finansman modellerinin oluşturulması çok kıymetli. Tüm bu süreçleri sağlıklı yürütebilmek için, İstanbul üzere bir metropolde afetle gayrette merkezi idare, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ortasındaki uyum ise en kritik mevzu.

    Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran ve ülkemizin ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başşehri olan İstanbul’u etkileyecek büyük bir zelzelenin yıkıcı tesiri de çok büyük olacaktır. Şayet bugünden alacağımız tedbirlerle İstanbul’u sarsıntıya hazırlıklı hale getiremezsek yaşanacak büyük bir sarsıntı ülkemizin bağımsızlığı açısından dahi vahim sonuçlar yaratabilir. İstanbul’un sarsıntıya hazırlanmasına bir beka sıkıntısı olarak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    “Geçmişten ders alınmadığı görüldü, afet idare süreci iyileştirilmeli”

    Türkiye sarsıntıya ne ölçüde hazırlıklıydı? Bu hususta neler yapılmalı?

    Aslında, başta 1999 yılındaki Gölcük sarsıntısı olmak üzere, 2011 yılındaki Van, 2020 yılındaki Elazığ ve Ege Denizi sarsıntıları, kâfi tedbirlerin alınmamasının travmatik deneyimlere sebebiyet verebileceğini açıkça göstermişti. Bu deneyimlere karşın, Kahramanmaraş merkezli zelzeleler, maalesef geçmişten kâfi ölçüde ders almamış olduğumuzu gözler önüne serdi. Afet öncesinde afet riskini azaltma ve afet sırasında ve sonrasında müdahale ve olağanlaşma konusunda daha hazırlıklı olmamız gerektiğini anladık. Afet idare sürecimizi kesinlikle güzelleştirmeliyiz. Sarsıntıya ve aslında başka afetlere de dirençli kentler inşa etmek için her şeyden evvel bilimi, bilimsel kanıyı ve liyakati temel almalı, kurumlarımızı yetkinleştirmeli, kurallarımızı etkinleştirmeli, afet idaresinde planlı ve iştirakçi bir süreci hayata geçirmeliyiz.

    “Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir”

    Ülkede 14 Mayıs’ta genel seçim yapılması öngörülüyor. Seçim, sizce bir belirsizlik yaratır mı?

    Mevcut durumda piyasa işleyişinin ve piyasa sinyallerinin zayıflamış olması esasen meçhullüğü artırıyordu. Fiyatların iktisadın gerçeğini yansıtmaz hale gelmesi özel bölümün risk ve getiri hesaplamaları yapabilmesini çok zorlaştırıyordu. Bu da yatırım kararlarının ertelenmesine, yeni istihdam yaratma kapasitesinin azalmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açıyordu. Seçim ve sarsıntı bu genel görüntü açısından ister istemez bir tesir yaratıyor.

    Her seçim iktisat açısından bir belirsizlik ögesi taşır. Aslında seçimler bir müddettir Türkiye’nin gündeminde. Bu çerçevede en azından seçim tarihinin netleşmiş olması belirsizliklerden birisini ortadan kaldırmış oldu.

    Genellikle seçimler öncesinde genişlemeci bir iktisat siyaseti izlenir, seçim sonrasında ise makroekonomik istikrarı önceleyen siyasetlere dönülür. Lakin zelzele bu beklenen süreci de etkileyecek. Zelzelenin yarattığı ekonomik maliyet ve yaraların sarılması için ek fonların devreye sokulması gerekecek. Yapılması gereken harcamaların boyutu ve niteliği de makroekonomik dinamikler üzerinde ek bir tesir yapacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun seçim sonrası ile öncesi ortasındaki ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir.