Etiket: Süre

  • Oppenheimer TransUnion ve Equifax’ın Olağanüstü Performans Gösterecek Konumda Olduğunu Belirtiyor

    Oppenheimer TransUnion ve Equifax’ın Olağanüstü Performans Gösterecek Konumda Olduğunu Belirtiyor

    Oppenheimer analistleri Equifax (EFX) ve TransUnion (TRU) şirketlerini incelemeye başladı ve Salı günkü raporlarında her iki şirkete de Al tavsiyesi verdi. Equifax hisseleri için 273 $ ve TransUnion hisseleri için 81 $ hedef fiyat belirlediler.

    Equifax’a yönelen analistler, istihdam süreçlerinde otomasyon kullanımında süregelen artışın devam ettiğini belirterek, şirketin The Work Number (TWN) veri tabanı şeklinde önemli bir kaynağa sahip olduğunu vurguladılar.

    Analistler, “Bu elektronik havuz, insan kaynaklarıyla ilgili görevler için otomasyon kullanımında süregelen artışı destekliyor” yorumunda bulundu. “Kısa bir süre öncesine kadar Equifax hisseleri, şirketin konut kredisi sektörüne dahil olması nedeniyle aşağı yönlü baskıyla karşı karşıyaydı. İstihdam süreci otomasyonunun kullanımında devam eden artışın önümüzdeki iki yıl içinde daha belirgin hale geleceğini tahmin ediyoruz.”

    Analistler ayrıca Equifax’ın gelir büyümesindeki son yavaşlamanın büyük ölçüde geçici ekonomik döngülerden kaynaklandığını gözlemledi. Bununla birlikte, şirketin iki ana teklifi olan Kredi Bürosu hizmetleri ve İş Numarası veritabanının pazardaki üstünlüğünü koruduğunu ve bunun da şirketi gelecekteki beklentileri aşan performans için güçlü bir konuma getirdiğini belirttiler.

    Oppenheimer, TransUnion örneğinde, şirketin kimlik hırsızlığına karşı koruma gibi yeni tekliflere ve sigorta endüstrisi gibi yeni pazarlara genişlediğine dikkat çekiyor. Analistler, hissenin potansiyelinin yatırımcılar tarafından hala tam olarak fark edilmediğine inanıyor.

    “Analistler, “Kısa bir süre öncesine kadar TransUnion hisseleri, verilen yeni konut kredisi sayısındaki keskin düşüş ve kredi kalitesine ilişkin endişeler nedeniyle aşağı yönlü baskıyla karşı karşıyaydı. “Endişe seviyesi gereğinden fazla gibi görünüyor ve yatırımcılar şirketin üçüncü çeyrek kazanç tartışmasına ve dördüncü çeyrek tahminine dayanarak çok fazla varsayımda bulunmuş olabilirler.”

    Oppenheimer, TransUnion’un uzun vadeli büyüme stratejisinin sağlam kaldığından emin ve analizleri, şirketin hem dördüncü çeyrek için konsensüs tahminlerini hem de kendi tahminlerini aşabileceğini gösteriyor.

    Bu makale yapay zeka yardımıyla üretilmiş ve çevrilmiştir ve bir editör tarafından gözden geçirilmiştir. Daha fazla ayrıntı için lütfen Hüküm ve Koşullarımıza bakın.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Gazze’deki rehine takasına ilişkin açıklama: Sürekli görüşme halindeyiz

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Gazze’deki rehine takasına ilişkin açıklama: Sürekli görüşme halindeyiz

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’la ortak basın toplantısı düzenledi. İsrail işgali altındaki Gazze’de yaşanan insanlık dramına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Toplu cezalandırmaya dönüşen ve savaş suçu teşkil eden İsrail saldırılarını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.” dedi. Erdoğan, Gazze’deki esir takasına ilişkin olarak ise, “Rehinelerin iadesi ile ilgili görüşmeler, devam ediyor. Gerek Dışişleri Bakanım gerek Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanım, Katar’la müşterek bir çalışma içerisinde süreci devam ettiriyorlar. Temennimiz odur ki bir an önce bu rehinelerin takasında neticeyi alırız. Sürekli görüşme halindeyiz ve beklentilerimiz buralardan olumlu neticeler almak.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

    “2020 yılındaki ziyaretimin ardından dost ve kardeş Cezayir’de yeniden bulunmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnükabul dolayısıyla aziz kardeşime bir kez daha teşekkür ediyorum. İlişkilerimizde son 3 yılda yaşanan temas ve istişarelerin güzel neticelerini hep birlikte almaya devam ediyoruz.

    “HAYATA GEÇİRİLECEK PROJELERİN YAKINDAN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Biliyorsunuz Cezayir ziyaretim sırasında sayın Tebbun’la Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin kuruluşuna karar vermiştik. Konseyimizin ilk toplantısını da geçtiğimiz sene Ankara’da yapmıştık. Bugün değerli kardeşimle birlikte Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyimizin ikinci toplantısına başkanlık ettik. Verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Münasebetlerimizi derinleştirmek adına atılacak adımlar adına fikir teatisinde bulunduk. Bu çerçevede hayata geçirilecek projelerin de yakından takipçisi olacağız. Konseyimizin adını stratejik tanımlamasını eklemek suretiyle Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi olarak yeniden belirledik. Bu karar, ilişkilerimizin ulaştığı seviyenin ve beslendiği stratejik vizyonun nişanesi olmuştur.

    TİCARET HACMİNDE 10 MİLYAR DOLAR HEDEFİ

    Türkiye ve Cezayir, asırlara sari dostluk ve kardeşlik bağlarına sahiptir. Geçen yıl 5,3 milyar dolarla rekor kıran ticaret hacmimizin bu sene sonunda 6 milyar doları yakalamasını bekliyoruz. Kardeşim Tebbun’la belirlediğimiz 10 milyar dolar ticaret hacmine de gayretlerimizi artırarak inşallah kısa zamanda ulaşacağız.

    “1400 CİVARINDA TÜRK FİRMASI BU SÜRECE DESTEK VERİYOR”

    “ZİRAAT BANKAMIZ, CEZAYİR’DE ŞUBE AÇMAK ÜZERE GEREKEN İZİNLERİ ALDI”

    Bu yatırımları daha da. Artırmak gayreti içinde olacağız. Cezayir’in ülkemizdeki yatırımlarından memnuniyet duyuyoruz. Yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşmasının en kısa sürede imzalanması bu sürece destek verecektir. Cezayir’in altyapı alanındaki yatırımlarında müteahhitlik firmalarımızın önemli payı olması bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Ziraat Bankamız, Cezayir’de şube açmak üzere gereken izinleri almıştır, hayırlı olsun. Bu gelişme, ekonomik ve ticari işbirliğimize büyük katkı sağlayacaktır. Enerji ve yenilenebilir enerji alanındaki ilişkilerimizi yeni ortaklıklarla çeşitlendirerek geliştirmeyi arzu ediyoruz.

    CEZAYİR ATASÖZÜNDEN ÖRNEK VERDİ: KUL GAYRET EDER, ALLAH TAMAMLAR

    BOTAŞ ve SONATRAK arasında addedilen doğal gaz sözleşmesi bunun güzel bir örneğini teşkil etti. Savunma sanayii alanında da çok büyük potansiyele sahip olduğunuzu görüyoruz. Bugünkü görüşmelerimizde bu alanda neler yapabileceğimizi enine boyuna değerlendirdik. Cezayir’de Yunus Emre Türk Kültür Merkezi, Türkiye’de Cezayir Kültür Merkezi açılmasına ilişkin süreçlerin en kısa süre içinde tamamlanması çalışmalarımızı da hızlandırdık. Bir de Cezayir atasözünün de ifade ettiği gibi, ‘kul gayret eder, Allah tamamlar.’ İş birliğimizi bu şiar temelinde her alanda geliştirmeye yönelik çabalarımızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz.

    “İSRAİL SALDIRILARINI HİÇBİR ŞEKİLDE KABUL ETMİYORUZ”

    Kardeşimle Filistin’de yaşanan insani dramı da konuştuk. Cezayir, Filistin davasına en güçlü, en samimi desteği veren ülkeler arasında yer alıyor. Her iki ülkenin de vicdan aynasında makes bulan Filistin meselesinde Cezayir’in kararlı duruşunu takdir ediyoruz. Toplu cezalandırmaya dönüşen ve savaş suçu teşkil eden İsrail saldırılarını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Hastane, ibadethane, okul, her koşulda koruma altında olması gereken mekanların hedef alınması, halkın göçe zorlanması vicdansızlıktır, barbarlıktır.

    “BAŞKENTİ DOĞU KUDÜS OLAN BİR FİLİSTİN DEVLETİNİN TESİSİ ARTIK KAÇINILMAZDIR”

    Önceliğimiz Gazze’de kalıcı ateşkesin tesisi ve insani yardımların engelsiz şekilde bölgeye intikalidir. Bu yönde basına yansıyan haberleri biz de takip ediyoruz. Biz de sürece gereken katkıyı sunuyoruz. Filistin meselesi, adil bir siyasi çözüme kavuşturulmadan bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi mümkün değildir. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin tesisi artık kaçınılmazdır. Bu doğrultuda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. İsrail ve Filistin’in üzerinde mutabık kalacağı adil bir barışın uygulanmasında bölge ülkeleriyle birlikte garantör olarak elimizi taşın altına koymaya hazır olduğumuzu açıkladık.

    REHİNE MESELESİ

    Rehinelerin iadesi ile ilgili görüşmeler, devam ediyor. Gerek Dışişleri Bakanım gerek Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanım, Katar’la müşterek bir çalışma içerisinde süreci devam ettiriyorlar. Temennimiz odur ki bir an önce bu rehinelerin takasında neticeyi alırız. Sürekli görüşme halindeyiz ve beklentilerimiz buralardan olumlu neticeler almak.

    13 İMZA ATTIK

    Biraz önce muhtelif alanlarda imzaladığımız anlaşmalarla ikili ilişkilerimizin ahdi zeminini tahkim ettik. 13 imza attık. Türkiye ve Cezayir için hayırlı olsun. Önümüzdeki dönemde de ticaretten enerjiye, çevreden kültüre, ilişkilerimizin tüm veçhelerinde atılabilecek ilave adımlar konusunda çabalarımızı sürdüreceğiz.”

    Kaynak: Haberler.com / Dünya
  • Bu Hafta Takip Edilecek 5 Önemli Gelişme

    Bu Hafta Takip Edilecek 5 Önemli Gelişme

    Investing.com – On birinci saatte varılan bir anlaşmayla ABD hükümetinin kapanması önlenirken yatırımcılar, önümüzdeki hafta ABD istihdam verilerine ve Fed Başkanı Jerome Powell ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde’ın konuşmalarına odaklanacak. Avustralya ve Yeni Zelanda’daki merkez bankası toplantıları da ilgi odağında olacak ve piyasalar “daha uzun süre daha yüksek” faiz oranları mantrasını sindirmeye devam edecek.

    Yeni haftaya başlamak için bilmeniz gerekenler:

    1.  Tarım dışı istihdam

    ABD, Cuma günü yakından izlenecek Eylül ayı istihdam raporunu açıklayacak ve ekonomistler, ekonominin geçen ay Ağustos ayındaki 187.000’den biraz yavaşlayarak 163.000 istihdam artışı bekliyor.

    Beklenenden daha güçlü bir veri, Fed’in “daha uzun süre daha yüksek” duruşunun altını çizerek piyasalar üzerinde baskı yaratabilir.

    Cuma günkü rapordan önce Salı günü Ağustos ayı için JOLTS istihdam raporu açıklanacak, bir gün sonra da ADP’den özel sektör işe alımlarına ilişkin bir güncelleme gelecek. Bunun da istihdam artışının ılımlı seyrettiğine işaret etmesi bekleniyor.

    Bu arada Arz Yönetim Enstitüsü (ISM) Pazartesi günü Eylül ayı imalat PMI raporunu açıklayacak ve bu rapor için beklentiler, on birinci ay üst üste daralma bölgesinde kalması yönünde. Çarşamba günü açıklanacak olan ISM hizmetler PMI raporu ise biraz daha yavaş bir büyümeye işaret edebilir.

    2.  Powell’ın yorumları

    Jay Powell, Philadelphia Fed Başkanı Patrick Harker ile birlikte Pazartesi günü işçiler, küçük işletme sahipleri ve toplum liderleriyle bir yuvarlak masa toplantısına katılacak.

    Cuma günü açıklanan veriler, yıllık enflasyonun iki yıldan uzun bir süredir ilk kez %4’ün altına düşmesiyle enflasyonda ilerleme kaydedildiğini gösterdi ancak pompadaki benzin maliyetini artıran petrol fiyatlarındaki artış, Fed’in %2’lik enflasyon hedefine giden yolun uzun olacağını gösteriyor.

    Eylül ayında Fed, faiz oranlarını sabit bıraktı ancak bu yıl bir faiz artırımı ile birlikte gelecek yıl daha önce belirtilenden daha az indirim beklediğini belirtti.

    Cleveland Fed Başkanı Loretta Mester, Atlanta Fed Başkanı Raphael Bostic ve San Francisco Fed Başkanı Mary Daly da önümüzdeki hafta açıklamalarda bulunacak.

    3.  Hisse senedi piyasaları 4. çeyreğe başlıyor

    Hisse senetleri için zayıf geçen üçüncü çeyreğin ardından yılın en önemli son çeyreği başlıyor.

    Bu çeyrekte S&P 500 yaklaşık %3,6, Dow %2,6 ve Nasdaq %4,1 değer kaybetti. Eylül ayında S&P 500 %4,9, Dow %3,5 ve Nasdaq %5,8 değer kaybetti.

    Yükselen tahvil faizleri, hisse senedi piyasalarını sarsıyor. Bazı yatırımcılar Apple (AAPL), Microsoft (NASDAQ:MSFT), Alphabet (NASDAQ:GOOGL) ve Amazon (NASDAQ:AMZN) gibi mega kapasiteli şirketlerin balon değerlemelerinin, başka bir zayıf nokta olabileceğinden endişeli.

    Önümüzdeki yıllarda genellikle önemli bir kâr artışı beklentisine sahip olan teknoloji ve büyüme şirketlerinin hisseleri, getiriler yükseldiğinde özellikle sert bir şekilde etkilenme eğiliminde çünkü gelecekteki öngörülen kazançları, daha ciddi bir şekilde iskonto edilir.

    Yine de 4. çeyrek başka bir kazanç sezonu getirecek ve yapay zeka patlaması hâlâ önemli olsa da kârlardaki nihai artış hakkında bazı soru işaretleri devam ediyor.

    4.  Lagarde’ın konuşması

    ECB Başkanı Christine Lagarde Çarşamba günü bir konuşma yapacak. Cuma günü Euro Bölgesi enflasyonunun geçen ay son iki yılın en düşük seviyesine gerilediğini gösteren verilerin ardından yatırımcılar, faiz oranlarının gelecekteki seyrine ilişkin işaretler arayacak.

    Veriler, ECB’nin faiz oranlarını enflasyonu %2’lik hedefine geri getirecek kadar yükselttiği yönündeki beklentileri artırdı.

    Geçtiğimiz sonbaharda yükselen enerji maliyetleri, salgın sonrası tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve yüksek hükümet harcamalarının bir araya gelmesiyle, Euro Bölgesi’nde enflasyon kısa süreliğine çift haneli rakamlara ulaşmıştı.

    Buna karşılık ECB, on yıl boyunca ultra kolay para politikasıyla enflasyonu canlandırmaya çalıştıktan sonra faiz oranlarını bir yıldan biraz daha uzun bir süre içinde eksi %0,5’ten rekor seviye olan %4’e yükseltti.

    5.  RBA ve RBNZ toplantıları

    Avustralya Merkez Bankası (RBA) Salı günü bankanın başına geçen ilk kadın olan yeni başkan Michele Bullock ile ilk toplantısını gerçekleştirecek.

    Yatırımcılar, RBA’nın faiz artırımlarını tamamlayıp tamamlamadığına ya da hizmet sektöründeki kalıcı fiyat baskılarına ilişkin bazı son göstergelerin ardından daha fazlasının gelip gelmeyeceğine dair herhangi bir gösterge arayacak. Fikir birliği ise bir duraklama kararı alınması yönünde.

    Bu arada Yeni Zelanda Merkez Bankası (RBNZ) son politika toplantısını Çarşamba günü gerçekleştirecek. RBNZ’nin şahin duruşuna rağmen piyasa gözlemcileri faiz artırımı beklemiyor, bunun yerine yetkililerin Kasım ayında olası bir hamleyi işaret edip etmeyeceğine odaklanıyor.

    –Bu haberde Reuters’ın katkısı bulunmaktadır.

  • Altın, kriz korkusu ve faiz fiyatlamasıyla yükselişe geçti

    Altın, kriz korkusu ve faiz fiyatlamasıyla yükselişe geçti

    Investing.com – SVB Financial Group’un (SIVB)  iflas etmesinin ardından küresel piyasalarda satışlar hızlanırken altın, güvenli liman özelliğiyle değer kazanıyor. Ons altın bugün 1.910 dolara çıkarak 6 haftanın en yüksek seviyesini gördü.

    Kısa sürede büyük hareketlilik

    Fed Başkanı Powell’ın geçen hafta Senato ve Mecliste yaptığı açıklamalar piyasalarda 22 Mart’ta yapılacak toplantıda 50 baz puanlık faiz artışına gidilmesi olasılığını %80’e çıkardı. Altın ise tahvil faizleri ve dolar endeksindeki yükselişin baskısıyla geçen hafta 1.810 dolara geriledi.

    Akıllara 2008 krizi geldi, korku arttı

    SVB nin tahvil pozisyonlarındaki kaybını karşılayacak teminatı bulamaması ve hisse satması müşterilerin bankadan yüklü çıkış yapmasına ve nihayetinde de bankanın iflasına sebep oldu. Piyasalar 2008’de yaşanan krizi hatırlayarak buna benzer bir sürecin yaşanması olasılığına karşı panikledi ve risk iştahı düştü. Güvenli varlıklara talebin arttığı bugünlerde altın %2, gümüş ise %5 üzerinde primlendi.

    Altının yükselişinin önünü açan bir diğer gelişme ise Fed’in bankacılık sisteminde yaşanan bu süreci kontrol altına almak için faiz artışına ara vereceği düşüncesi oldu. Piyasalar hem sürecin dikkatle takip edilmesi hem de ekonomide yavaşlama riskinin bu gelişme ile daha da artması karşısında Fed’in bir süre beklemede kalacağı görüşünde.

    Gram altın yükselişte

    Ons hareketine bağlı geçen hafta 1,100 TL’ye gerileyen gram altın bu hafta 1,165 TL’ye çıkarak 2 Şubat’ta gördüğü 1,185 TL rekoru sonrası en yüksek seviyeye ulaştı.

    Yarın açıklanacak ABD enflasyon rakamları, faiz beklentilerini netleştirmesinde ve altının fiyatlamasında belirleyici olacak.

    Yazar: Deniz Engin

  • TÜSİAD/Turan: Açıklanan kurumlar vergisi adaletsiz

    TÜSİAD/Turan: Açıklanan kurumlar vergisi adaletsiz

    OLCAY BÜYÜKTAŞ

    Türkiye’nin zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandığını lisana getiren Türkiye Endüstrici ve İş İnsanları Derneği Lideri Orhan Turan, bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getirilirken başka yandan da eski sarsıntı vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis edilmesini eleştirdi.

    Turan, sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden süreksiz vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılmasının adaletsiz olduğu görüşünde.

    TÜSİAD Lideri Orhan Turan, seçim tarihi yaklaşan ülkede sarsıntıların tesirinden yapılması gerekenlere, seçimin iktisada tesirinden İstanbul’un zelzele hazırlığına Bloomberght.com’un sorularını yanıtladı.

    – Zelzelenin yaralarını sarmak için atılacak adımlar ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu çerçevede TBMM gündeminde olan kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik düzenlemeyi nasıl yorumluyorsunuz?

    Makroekonomik şartların, bekleyen riskler karşısında tedbirlerin rahatça alınmasına imkan sağlayacak bir ihtiyat hissesine sahip olması çok kıymetlidir. Bilhassa dünyanın içinden geçmekte olduğu bu belirsizlikler ve krizler çağında çabucak her vakit her türlü riske hazırlıklı olmamız gerekiyor.

    Türkiye sarsıntıya ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandı. Düşmekte olsa da yüksek bir enflasyon, dalgalı ve iç talebe dayalı bir büyüme süreci, üretim ve tüketim ortasındaki makasın açılmış olması, merkez bankası rezervlerinin güçlendirilmesi gereksinimi, yüksek bir cari açık… Beklendiği üzere zelzelenin bu tabloyu biraz daha bozması ihtimal dahilinde.

    Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamı 100 milyar dolara ulaşabilir. Bu çok önemli bir sayı. Bütçe istikrarında sene başından beri görülen bozulma ister istemez daha da şiddetlenecek. Bu çapta bir afetin yarattığı olağan dışı yıkım doğal olarak olağan dışı finansman muhtaçlığı doğurur. Lakin bu finansmanı sağlamak için bütçe gelirlerinde hangi kalemlerde bir artış yapılacağına ve/veya hangi harcamaların kısılacağına, kurumlar ve kurallar gözetilerek, tesir tahlili hesaplanarak dikkatlice karar verilmelidir. Aksi halde iktisadın uzun periyot üretim ve yatırım dinamikleri üzerinde istenmeyen tesirler ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında, sarsıntı nedeniyle kamunun vergi gereksinimi ortada iken bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getiriyor öbür yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis ediyoruz. Kamu finansman gereksiniminin, kamu gelirlerine esasen en yüksek katkıyı yapan kurumsal şirketlerden geçmiş devir süreçleri baz alınarak karşılanmak istenmesinin öngörülebilirlik unsuru açısından külfetli ve vergi tabanı açısından adaletsiz olduğunu düşünüyoruz.

    Ülkemiz ulusal hasılasına en yüksek katkıyı veren, Ar-Ge yapan, yatırım ve istihdam sağlayan kurumsal şirketler, lokal ve küresel şartlar nedeniyle esasen finansal kaynaklara erişim sorunu çekerken, EYT düzenlemesinin getirdiği yükü karşılamaya çalışırken, bu kere de 2022 yılı çıkarlarındaki istisna ve indirimlerinin üzerinden ek vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmakta.

    Deprem nedeniyle ortaya çıkan ek harcama muhtaçlığı, şayet vergi geliri artışı ile karşılanacaksa örneğin süreksiz kurumlar vergisi oranı artışı üzere adaletli bir yolla karşılanmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki ek vergi ile vatandaşlardan ve şirketlerden zarurî olarak tasarruf yapmalarının istenmesi yerine verimli bir devlet anlayışı doğrultusunda kamunun da tasarruf yapması, devlet harcamalarının gözden geçirilerek gereksiz ve verimsiz harcamaların kaldırılması, acil öncelik taşımayan projelerin ötelenmesi de değerlendirmeye alınmalıdır.

    TÜSİAD olarak Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan sonra ne yaptınız?

    Öncelikle bir defa daha, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılarımıza acil şifa dilerim. Birinci günden beri tüm üyelerimizle sarsıntının yaralarını sarmak için seferber olduk. Çabucak Zelzele Dayanak Ağı oluşturduk. Gerek üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla gerekse bölgedeki iş dünyası paydaşlarımız ve TÜRKONFED ile de işbirliği içinde bölgenin öncelikli gereksinimlerini karşılamaya koyulduk. Bölgede temel gereksinimler konusunda hala yapılması gerekenler var ve bu muhtaçlık uzun bir müddet daha devam edecek. Üyelerimiz de tıpkı ve nakdi yardımlarına devam ediyorlar, edecekler. Yurt dışındaki iş dünyası paydaşlarımızla da afet konusunda uzun vadeli somut işbirlikleri için temastayız.

    Önümüzdeki süreçteki önceliğimiz bölgenin toplumsal ve ekonomik açıdan toparlanmasına ve istihdamın korunmasına katkı sağlamak. Afet bölgesindeki işletmelere insan kaynağı ve donanım bakım takviyesi verilmesi, ürün-hizmet alımlarında bu işletmelere öncelik sağlanması, eğitim ve psikososyal dayanaklar üzere projelerde üyelerimizle çalışıyoruz. Toplumsal dayanışma ile bölgenin yaşadığı zorluğun üstesinden daima birlikte geleceğiz.

    Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan ne üzere dersler çıkarmalıyız?

    Onbinlerce insanımızı kaybettiğimiz ağır bir afet yaşadık. Hala derin ıstırabı içindeyiz. Ülkemiz pek çok afetin yaşandığı bir coğrafyada. Sarsıntı sonrasında ve aslında hala geçerli olan en kıymetli husus uyumun sağlanması. Afet öncesi, sırası ve sonrasında merkezi ve mahallî idareler, özel dal ve STK’lar olarak tüm paydaşların uyum içinde aktif çalışmasını sağlamak zorundayız. Bilimin ışığında gerekli hazırlıkları süratle tamamlarsak, afetler başımıza geldiğinde olumsuz etkilenme düzeyimiz de azalacaktır. Yapıların inşasından başlayarak tüm süreçlerde kuralların ve kontrol sistemlerinin en yeterli biçimde işletilmesinin ne kadar hayati kıymette olduğu da ortaya çıktı. Yaşadığımız bu afetin bize öğrettiği bir ders de eğitimin bu bahiste da en temel sıkıntı olduğu. Bundan sonraki afetlerin boyutlarını azaltmak için eğitim sistemimizi okul öncesinden başlayarak analitik kanıyı ve afet şuurunu güçlendirmek üzere güzelleştirmeliyiz.

    “Deprem yaralarının sarılması finansmanı yapılan hesapların üzerinde olacak”

    Depremde yıkılan binaların tekrar inşasının yaratacağı maliyeti konusunda bir çalışma kelam konusu mu? Sizce nasıl bir büyüklükle karşı karşıyayız…

    Depremde tahrip olan bina ve altyapının çeşitli varsayımlara nazaran kıymeti 40-50 milyar dolar civarında ağırlaşıyor. Olağan ortaya çıkan ziyan ile binaların, altyapının ve makine parkının yenilenmesi için bugün harcanması gereken fiyat birbirinden farklı olacak. Yıkılan binaları yeni sarsıntı yönetmeliğine nazaran inşa etmek çok kıymetli. Bu da elbette daha yüksek bir maliyet manasına gelecek. Yani sarsıntının yaralarının sarılabilmesi için ayrılması gereken finansman ölçüsü hesaplanan maliyetinin üzerinde olacaktır.

    “Yalnız kalıcı konutlar değil eğitim ve çalışma hayatı da olağana dönmeli”

    Yeniden inşa konusunda öncelik hangi alanlar olmalı ve sizce bu ne vakit tamamlanır?

    Depremin yaralarını sarmak konusunda bir önceliklendirme yapmak kolay değil. Barınma muhtaçlığı konusunda çadırlar dışında bir tahlili süratle devreye sokmak gerekiyor. Birebir anda kentsel altyapının tamiri ve yine inşası, ekonomik faaliyetin devamlılığının sağlanması, KOBİ’lerin, endüstrinin, yan endüstrinin ve esnafın tekrar üretim zinciri içinde yerlerini alması, iş imkanlarının ve çalışanların korunması gerekiyor. Bölgeden çok önemli bir göç var. Bölgenin ekonomik hayatiyetinin devam edebilmesi için bu göçün durması ve birinci etapta bölge dışına çıkanların geri dönmeye başlaması gerekiyor. Bu da bölgede ömür, eğitim ve çalışma ortam ve şartlarının olağanlaşmasına bağlı olacak. Yani sorun hayli karmaşık ve bu nedenle karşılıklı tesirleri dikkate alarak ilerlemek gerekiyor. Örneğin elimizdeki kaynakları yalnızca kalıcı konutların bir an evvel tamamlanmasına ayırırsak, öte yandan toplumsal ve ekonomik faaliyetin devam etmesini, istihdamı ve geçim kaynaklarının sağlanmasını göz gerisi edersek bu düzenek aksar.

    Canlı ömrü, ekosistemlerin bütünlüğü ve iklim değişikliği ile uğraş açısından orman ekosisteminin kritik değer taşıdığını da hatırda tutmalıyız. Tüm planlamalarımız ekosistemlerin bütünlüğü ve ormanlarımızın korunması gözetilerek yapılmalı. Afetlerde atık ve enkaz da hem yüksek hacimde hem de etraf ve sıhhat riskleri yaratacak nitelikte oluyor. Afetler sonrası oluşan atıkların özel bir atık idaresi yaklaşımıyla bertaraf edilmesi ve bu tarafta kısa müddette güçlü bir mevzuat düzenlemesinin hazırlanması değerli. Bütün bu ögeleri bir ortada düşünmek, planlamak ve çözmek zorundayız.

    Depremin en mağdur kesitleri kimler?/Neden?

    Mağduriyetler ortasında bir sıralama yapılamaz hiç elbet. Sarsıntının hem maddi hem de manevi açıdan yıkıcı tesiri çok büyük. Tesirler yalnızca fizikî de değil. Tüm depremzedeler için ruhsal takviye kritik kıymette. Yaşadığımız afetin olumsuz tesirlerini azaltabilmek için kimseyi geride bırakmama unsuruna sıkı sıkıya sarılmaya, kırılgan kümelerin özel taleplerine kulak vermeye, eşitsizliklerle aktif halde çaba etmeye değer vermeliyiz.

    Afetler, savaşlar, krizler bayanları erkeklere nazaran daha olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zelzelenin yaralarını sararken toplumsal cinsiyete hassas kriz idaresi stratejilerine öncelik vermeliyiz. Afet bölgesinde şiddete sıfır tolerans prensibiyle güvenliğin yanı sıra barınma, sıhhat, eğitim, istihdam üzere tüm alanlarda bayanların görüşleri ve gereksinimlerini kapsamlı halde ele almalıyız.

    Hayatlarının erken periyodunda böylesine bir travmayla karşı karşıya kalmış olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi ve rehabilitasyonu da en büyük önceliklerimiz ortasında yer almalı. Bu noktada, ülke çapında üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararının da en kısa müddette gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira üniversiteler ve yerleşkeler yalnızca öğrenme alanı değil. Gençlerin toplumsal ve duygusal etkileşim açısından bir ortada olması ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi değerli.

    Bir de İstanbul’da beklenen sarsıntı kelam konusu. Ülke iktisadı ve endüstrisinin değerli bir kısmını barındıran kent için nasıl bir çalışma yapılmalı?

    Depremin meydana getirebileceği hasarlar, alınacak tedbirler ve yapılacak hazırlıklar ile azaltılabilir ve hatta engellenebilir. Biz sürece bu türlü bakıyoruz. Afetlerle ilgili farkındalığın geliştirilmesinde meslek örgütlerinin, kesim derneklerinin, genel olarak iş dünyasının üstlendiği ve üstleneceği rol de çok kıymetli. TÜSİAD olarak, zelzele konusunu üyelerimizin gündeminde daima tutabilmeyi, özel bölümün sarsıntıya hazırlığı konusunda farkındalık oluşturmayı, uygun örnekler yaratmayı ve paylaşmayı önemsiyoruz. Bu gayeyle Sarsıntı Misyon Gücü’nü kurmuş ve iş dünyasının zelzeleye hazırlığı konusunda iki rapor yayınlamıştık. Halihazırda işletmelerin zelzele öncesi-sırası-sonrası aksiyonları için yol gösterici bir kılavuz üzerinde çalışıyoruz.

    Belirsizliğe Hazırlanmak: Dallar İstanbul Sarsıntısına Ne Kadar Hazır? başlıklı raporumuzda afet hazırlık kapasite ve dayanıklılığının arttırılması sürecinde dallar ortasındaki iş birliğinin ve bağlantının kritik bir kıymete sahip olduğunu vurgulamıştık. Güç, bilgi ve irtibat, ulaştırma ve lojistik, tarım ve besin dalları afet süreçlerinde birbirlerini etkiliyor. Müteselsil olarak işleyen bu süreçte çok paydaşlı iş birliği yapısı ve irtibat ağı hayati ehemmiyete sahip. Geçen yılki raporumuzda vurgulamış olduğumuz bu noktaların ne kadar gerçek ve değerli olduğunu Kahramanmaraş merkezli sarsıntılarda gördük, yaşadık.

    Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçtiğimiz hafta bir durum tespiti ve yol haritası açıkladı. Afete güçlü olmadığı tespit edilen önemli bir yapı stoku var. Yapıların dirençli olarak dönüştürülmesi, burada dönüşümün ekolojiye ziyan vermeden yapılması ve uygun finansman modellerinin oluşturulması çok değerli. Tüm bu süreçleri sağlıklı yürütebilmek için, İstanbul üzere bir metropolde afetle uğraşta merkezi idare, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ortasındaki uyum ise en kritik husus.

    Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran ve ülkemizin ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başşehri olan İstanbul’u etkileyecek büyük bir sarsıntının yıkıcı tesiri de çok büyük olacaktır. Şayet bugünden alacağımız tedbirlerle İstanbul’u sarsıntıya hazırlıklı hale getiremezsek yaşanacak büyük bir sarsıntı ülkemizin bağımsızlığı açısından dahi vahim sonuçlar yaratabilir. İstanbul’un sarsıntıya hazırlanmasına bir beka problemi olarak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    “Geçmişten ders alınmadığı görüldü, afet idare süreci iyileştirilmeli”

    Türkiye zelzeleye ne ölçüde hazırlıklıydı? Bu hususta neler yapılmalı?

    Aslında, başta 1999 yılındaki Gölcük sarsıntısı olmak üzere, 2011 yılındaki Van, 2020 yılındaki Elazığ ve Ege Denizi zelzeleleri, kâfi tedbirlerin alınmamasının travmatik deneyimlere sebebiyet verebileceğini açıkça göstermişti. Bu deneyimlere karşın, Kahramanmaraş merkezli zelzeleler, maalesef geçmişten kâfi ölçüde ders almamış olduğumuzu gözler önüne serdi. Afet öncesinde afet riskini azaltma ve afet sırasında ve sonrasında müdahale ve olağanlaşma konusunda daha hazırlıklı olmamız gerektiğini anladık. Afet idare sürecimizi kesinlikle güzelleştirmeliyiz. Zelzeleye ve aslında öbür afetlere de dirençli kentler inşa etmek için her şeyden evvel bilimi, bilimsel kanıyı ve liyakati temel almalı, kurumlarımızı yetkinleştirmeli, kurallarımızı etkinleştirmeli, afet idaresinde planlı ve iştirakçi bir süreci hayata geçirmeliyiz.

    “Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir”

    Ülkede 14 Mayıs’ta genel seçim yapılması öngörülüyor. Seçim, sizce bir belirsizlik yaratır mı?

    Mevcut durumda piyasa işleyişinin ve piyasa sinyallerinin zayıflamış olması aslında meçhullüğü artırıyordu. Fiyatların iktisadın gerçeğini yansıtmaz hale gelmesi özel kesimin risk ve getiri hesaplamaları yapabilmesini çok zorlaştırıyordu. Bu da yatırım kararlarının ertelenmesine, yeni istihdam yaratma kapasitesinin azalmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açıyordu. Seçim ve zelzele bu genel görüntü açısından ister istemez bir tesir yaratıyor.

    Her seçim iktisat açısından bir belirsizlik ögesi taşır. Aslında seçimler bir müddettir Türkiye’nin gündeminde. Bu çerçevede en azından seçim tarihinin netleşmiş olması belirsizliklerden birisini ortadan kaldırmış oldu.

    Genellikle seçimler öncesinde genişlemeci bir iktisat siyaseti izlenir, seçim sonrasında ise makroekonomik istikrarı önceleyen siyasetlere dönülür. Lakin sarsıntı bu beklenen süreci de etkileyecek. Zelzelenin yarattığı ekonomik maliyet ve yaraların sarılması için ek fonların devreye sokulması gerekecek. Yapılması gereken harcamaların boyutu ve niteliği de makroekonomik dinamikler üzerinde ek bir tesir yapacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun seçim sonrası ile öncesi ortasındaki ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir.

  • TÜSİAD/Turan: Teşvikten kurumlar vergisi kesintisi adaletsiz

    TÜSİAD/Turan: Teşvikten kurumlar vergisi kesintisi adaletsiz

    OLCAY BÜYÜKTAŞ

    Türkiye’nin zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandığını lisana getiren Türkiye Endüstrici ve İş İnsanları Derneği Lideri Orhan Turan, bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getirilirken öteki yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis edilmesini eleştirdi.

    Turan, sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden süreksiz vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılmasının adaletsiz olduğu görüşünde.

    TÜSİAD Lideri Orhan Turan, seçim tarihi yaklaşan ülkede zelzelelerin tesirinden yapılması gerekenlere, seçimin iktisada tesirinden İstanbul’un zelzele hazırlığına Bloomberght.com’un sorularını yanıtladı.

    Depremin yaralarını sarmak için atılacak adımlar ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu çerçevede TBMM gündeminde olan kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik düzenlemeyi nasıl yorumluyorsunuz?

    Makroekonomik şartların, bekleyen riskler karşısında tedbirlerin rahatça alınmasına imkan sağlayacak bir ihtiyat hissesine sahip olması çok değerlidir. Bilhassa dünyanın içinden geçmekte olduğu bu belirsizlikler ve krizler çağında çabucak her vakit her türlü riske hazırlıklı olmamız gerekiyor.

    Türkiye zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandı. Düşmekte olsa da yüksek bir enflasyon, dalgalı ve iç talebe dayalı bir büyüme süreci, üretim ve tüketim ortasındaki makasın açılmış olması, merkez bankası rezervlerinin güçlendirilmesi gereksinimi, yüksek bir cari açık… Beklendiği üzere zelzelenin bu tabloyu biraz daha bozması ihtimal dahilinde.

    Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamı 100 milyar dolara ulaşabilir. Bu çok önemli bir sayı. Bütçe istikrarında sene başından beri görülen bozulma ister istemez daha da şiddetlenecek. Bu çapta bir afetin yarattığı olağan dışı yıkım doğal olarak olağan dışı finansman muhtaçlığı doğurur. Lakin bu finansmanı sağlamak için bütçe gelirlerinde hangi kalemlerde bir artış yapılacağına ve/veya hangi harcamaların kısılacağına, kurumlar ve kurallar gözetilerek, tesir tahlili hesaplanarak dikkatlice karar verilmelidir. Aksi halde iktisadın uzun periyot üretim ve yatırım dinamikleri üzerinde istenmeyen tesirler ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında, zelzele nedeniyle kamunun vergi gereksinimi ortada iken bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getiriyor başka yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis ediyoruz. Kamu finansman gereksiniminin, kamu gelirlerine esasen en yüksek katkıyı yapan kurumsal şirketlerden geçmiş devir süreçleri baz alınarak karşılanmak istenmesinin öngörülebilirlik prensibi açısından zahmetli ve vergi tabanı açısından adaletsiz olduğunu düşünüyoruz.

    Ülkemiz ulusal hasılasına en yüksek katkıyı veren, Ar-Ge yapan, yatırım ve istihdam sağlayan kurumsal şirketler, mahallî ve küresel şartlar nedeniyle zati finansal kaynaklara erişim problemi çekerken, EYT düzenlemesinin getirdiği yükü karşılamaya çalışırken, bu sefer de 2022 yılı karlarındaki istisna ve indirimlerinin üzerinden ek vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmakta.

    Deprem nedeniyle ortaya çıkan ek harcama gereksinimi, şayet vergi geliri artışı ile karşılanacaksa örneğin süreksiz kurumlar vergisi oranı artışı üzere adaletli bir metotla karşılanmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki ek vergi ile vatandaşlardan ve şirketlerden mecburî olarak tasarruf yapmalarının istenmesi yerine verimli bir devlet anlayışı doğrultusunda kamunun da tasarruf yapması, devlet harcamalarının gözden geçirilerek gereksiz ve verimsiz harcamaların kaldırılması, acil öncelik taşımayan projelerin ötelenmesi de değerlendirmeye alınmalıdır.

    TÜSİAD olarak Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan sonra ne yaptınız?

    Öncelikle bir defa daha, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılarımıza acil şifa dilerim. Birinci günden beri tüm üyelerimizle sarsıntının yaralarını sarmak için seferber olduk. Çabucak Zelzele Takviye Ağı oluşturduk. Gerek üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla gerekse bölgedeki iş dünyası paydaşlarımız ve TÜRKONFED ile de işbirliği içinde bölgenin öncelikli gereksinimlerini karşılamaya koyulduk. Bölgede temel gereksinimler konusunda hala yapılması gerekenler var ve bu gereksinim uzun bir mühlet daha devam edecek. Üyelerimiz de tıpkı ve nakdi yardımlarına devam ediyorlar, edecekler. Yurt dışındaki iş dünyası paydaşlarımızla da afet konusunda uzun vadeli somut işbirlikleri için temastayız.

    Önümüzdeki süreçteki önceliğimiz bölgenin toplumsal ve ekonomik açıdan toparlanmasına ve istihdamın korunmasına katkı sağlamak. Afet bölgesindeki işletmelere insan kaynağı ve donanım bakım dayanağı verilmesi, ürün-hizmet alımlarında bu işletmelere öncelik sağlanması, eğitim ve psikososyal dayanaklar üzere projelerde üyelerimizle çalışıyoruz. Toplumsal dayanışma ile bölgenin yaşadığı zorluğun üstesinden daima birlikte geleceğiz.

    Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan ne üzere dersler çıkarmalıyız?

    Onbinlerce insanımızı kaybettiğimiz ağır bir afet yaşadık. Hala derin ıstırabı içindeyiz. Ülkemiz pek çok afetin yaşandığı bir coğrafyada. Zelzele sonrasında ve aslında hala geçerli olan en değerli mevzu uyumun sağlanması. Afet öncesi, sırası ve sonrasında merkezi ve lokal idareler, özel bölüm ve STK’lar olarak tüm paydaşların uyum içinde faal çalışmasını sağlamak zorundayız. Bilimin ışığında gerekli hazırlıkları süratle tamamlarsak, afetler başımıza geldiğinde olumsuz etkilenme düzeyimiz de azalacaktır. Yapıların inşasından başlayarak tüm süreçlerde kuralların ve kontrol düzeneklerinin en uygun formda işletilmesinin ne kadar hayati değerde olduğu da ortaya çıktı. Yaşadığımız bu afetin bize öğrettiği bir ders de eğitimin bu hususta da en temel sıkıntı olduğu. Bundan sonraki afetlerin boyutlarını azaltmak için eğitim sistemimizi okul öncesinden başlayarak analitik kanıyı ve afet şuurunu güçlendirmek üzere güzelleştirmeliyiz.

    Depremin maliyeti hakkında başta TÜRKONFED olmak üzere Dünya Bankası, EBRD ve birtakım yabancı kuruluşların raporları oldu… Sizin bu hususta bir çalışmanız oldu mu? İşgücü, sanayi, yıkılan varlıklar olarak bakıldığında nasıl bir tablo görüyorsunuz?

    Deprem yıkılan ve kullanılmaz hale gelen binalar, eşyalar, araçlar, altyapı vb. nedeniyle bir maliyet yarattı. Kullanılamaz ve yıkılması gereken binaların tespitinde birinci belirlemelerin akabinde en son kıymetlendirme süreci tamamlanınca ve ziyan gören makine parkı tespit edilince bu maliyet daha yanlışsız biçimde hesaplanabilecek.

    Depremin yarattığı maliyetin dışında bir de ortaya çıkartacağı makroekonomik tesirleri var. Bölgenin bilhassa bitkisel üretim ve küçükbaş hayvancılık açısından taşıdığı değeri dikkate aldığımızda enflasyonda ve bilhassa besin enflasyonunda bir hızlanma görmemiz muhtemel. Ayrıyeten ihracattaki hissesinin yüzde 8.5 olması, ihracat gelirlerinde de azalma riskini ortaya çıkartıyor. Yine yapılacak bina inşaatı ve ziyan gören makine parkının yerine konacak olması ithalatta artışa neden olacak. Yani sarsıntının yaratacağı olumuz makroekonomik tesirlere de hazırlıklı olmalıyız. Bu süreçte büyümenin de aşikâr bir müddet için düşmesi mümkün. Ancak bu tesirler kalıcı olmayacak. Bu süreksiz olumsuz makroekonomik tesirlerin büyük kısmını muhtemelen sene sonu gelmeden geride bırakmak mümkün olacak.

    Depremin bir öteki boyutu da işgücü, nitelikli istihdam kaybı ve afet bölgesinden öteki bölgelere büyük bir göç yaşanması. Bu göçü bilakis çevirecek ortamı oluşturmamız gerekiyor.

    “Deprem yaralarının sarılması finansmanı yapılan hesapların üzerinde olacak”

    Depremde yıkılan binaların tekrar inşasının yaratacağı maliyeti konusunda bir çalışma kelam konusu mu? Sizce nasıl bir büyüklükle karşı karşıyayız…

    Depremde tahrip olan bina ve altyapının çeşitli kestirimlere nazaran bedeli 40-50 milyar dolar civarında ağırlaşıyor. Alışılmış ortaya çıkan ziyan ile binaların, altyapının ve makine parkının yenilenmesi için bugün harcanması gereken meblağ birbirinden farklı olacak. Yıkılan binaları yeni sarsıntı yönetmeliğine nazaran inşa etmek çok kıymetli. Bu da elbette daha yüksek bir maliyet manasına gelecek. Yani zelzelenin yaralarının sarılabilmesi için ayrılması gereken finansman ölçüsü hesaplanan maliyetinin üzerinde olacaktır.

    “Yalnız kalıcı konutlar değil eğitim ve çalışma hayatı da olağana dönmeli”

    Yeniden inşa konusunda öncelik hangi alanlar olmalı ve sizce bu ne vakit tamamlanır?

    Depremin yaralarını sarmak konusunda bir önceliklendirme yapmak kolay değil. Barınma muhtaçlığı konusunda çadırlar dışında bir tahlili süratle devreye sokmak gerekiyor. Tıpkı anda kentsel altyapının tamiri ve tekrar inşası, ekonomik faaliyetin devamlılığının sağlanması, KOBİ’lerin, endüstrinin, yan endüstrinin ve esnafın tekrar üretim zinciri içinde yerlerini alması, iş imkanlarının ve çalışanların korunması gerekiyor. Bölgeden çok önemli bir göç var. Bölgenin ekonomik hayatiyetinin devam edebilmesi için bu göçün durması ve birinci etapta bölge dışına çıkanların geri dönmeye başlaması gerekiyor. Bu da bölgede ömür, eğitim ve çalışma ortam ve şartlarının olağanlaşmasına bağlı olacak. Yani sorun epeyce karmaşık ve bu nedenle karşılıklı tesirleri dikkate alarak ilerlemek gerekiyor. Örneğin elimizdeki kaynakları yalnızca kalıcı konutların bir an evvel tamamlanmasına ayırırsak, öte yandan toplumsal ve ekonomik faaliyetin devam etmesini, istihdamı ve geçim kaynaklarının sağlanmasını göz gerisi edersek bu düzenek aksar.

    Canlı hayatı, ekosistemlerin bütünlüğü ve iklim değişikliği ile gayret açısından orman ekosisteminin kritik değer taşıdığını da hatırda tutmalıyız. Tüm planlamalarımız ekosistemlerin bütünlüğü ve ormanlarımızın korunması gözetilerek yapılmalı. Afetlerde atık ve enkaz da hem yüksek hacimde hem de etraf ve sıhhat riskleri yaratacak nitelikte oluyor. Afetler sonrası oluşan atıkların özel bir atık idaresi yaklaşımıyla bertaraf edilmesi ve bu tarafta kısa müddette güçlü bir mevzuat düzenlemesinin hazırlanması kıymetli. Bütün bu ögeleri bir ortada düşünmek, planlamak ve çözmek zorundayız.

    Depremin en mağdur kesitleri kimler?/Neden?

    Mağduriyetler ortasında bir sıralama yapılamaz hiç elbet. Zelzelenin hem maddi hem de manevi açıdan yıkıcı tesiri çok büyük. Tesirler yalnızca fizikî de değil. Tüm depremzedeler için ruhsal dayanak kritik ehemmiyette. Yaşadığımız afetin olumsuz tesirlerini azaltabilmek için kimseyi geride bırakmama unsuruna sıkı sıkıya sarılmaya, kırılgan kümelerin özel taleplerine kulak vermeye, eşitsizliklerle faal halde gayret etmeye kıymet vermeliyiz.

    Afetler, savaşlar, krizler bayanları erkeklere nazaran daha olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zelzelenin yaralarını sararken toplumsal cinsiyete hassas kriz idaresi stratejilerine öncelik vermeliyiz. Afet bölgesinde şiddete sıfır tolerans prensibiyle güvenliğin yanı sıra barınma, sıhhat, eğitim, istihdam üzere tüm alanlarda bayanların görüşleri ve muhtaçlıklarını kapsamlı halde ele almalıyız.

    Hayatlarının erken periyodunda böylesine bir travmayla karşı karşıya kalmış olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi ve rehabilitasyonu da en büyük önceliklerimiz ortasında yer almalı. Bu noktada, ülke çapında üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararının da en kısa müddette gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira üniversiteler ve yerleşkeler yalnızca öğrenme alanı değil. Gençlerin toplumsal ve duygusal etkileşim açısından bir ortada olması ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi kıymetli.

    Bir de İstanbul’da beklenen sarsıntı kelam konusu. Ülke iktisadı ve endüstrisinin kıymetli bir kısmını barındıran kent için nasıl bir çalışma yapılmalı?

    Depremin meydana getirebileceği hasarlar, alınacak tedbirler ve yapılacak hazırlıklar ile azaltılabilir ve hatta engellenebilir. Biz sürece bu türlü bakıyoruz. Afetlerle ilgili farkındalığın geliştirilmesinde meslek örgütlerinin, bölüm derneklerinin, genel olarak iş dünyasının üstlendiği ve üstleneceği rol de çok kıymetli. TÜSİAD olarak, sarsıntı konusunu üyelerimizin gündeminde daima tutabilmeyi, özel bölümün zelzeleye hazırlığı konusunda farkındalık oluşturmayı, yeterli örnekler yaratmayı ve paylaşmayı önemsiyoruz. Bu emelle Sarsıntı Misyon Gücü’nü kurmuş ve iş dünyasının sarsıntıya hazırlığı konusunda iki rapor yayınlamıştık. Halihazırda işletmelerin zelzele öncesi-sırası-sonrası aksiyonları için yol gösterici bir kılavuz üzerinde çalışıyoruz.

    Belirsizliğe Hazırlanmak: Bölümler İstanbul Sarsıntısına Ne Kadar Hazır? başlıklı raporumuzda afet hazırlık kapasite ve dayanıklılığının arttırılması sürecinde bölümler ortasındaki iş birliğinin ve bağlantının kritik bir değere sahip olduğunu vurgulamıştık. Güç, bilgi ve irtibat, ulaştırma ve lojistik, tarım ve besin kesimleri afet süreçlerinde birbirlerini etkiliyor. Müteselsil olarak işleyen bu süreçte çok paydaşlı iş birliği yapısı ve bağlantı ağı hayati kıymete sahip. Geçen yılki raporumuzda vurgulamış olduğumuz bu noktaların ne kadar yanlışsız ve kıymetli olduğunu Kahramanmaraş merkezli zelzelelerde gördük, yaşadık.

    Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçtiğimiz hafta bir durum tespiti ve yol haritası açıkladı. Afete güçlü olmadığı tespit edilen önemli bir yapı stoku var. Yapıların dirençli olarak dönüştürülmesi, burada dönüşümün ekolojiye ziyan vermeden yapılması ve uygun finansman modellerinin oluşturulması çok kıymetli. Tüm bu süreçleri sağlıklı yürütebilmek için, İstanbul üzere bir metropolde afetle gayrette merkezi idare, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ortasındaki uyum ise en kritik mevzu.

    Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran ve ülkemizin ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başşehri olan İstanbul’u etkileyecek büyük bir zelzelenin yıkıcı tesiri de çok büyük olacaktır. Şayet bugünden alacağımız tedbirlerle İstanbul’u sarsıntıya hazırlıklı hale getiremezsek yaşanacak büyük bir sarsıntı ülkemizin bağımsızlığı açısından dahi vahim sonuçlar yaratabilir. İstanbul’un sarsıntıya hazırlanmasına bir beka sıkıntısı olarak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    “Geçmişten ders alınmadığı görüldü, afet idare süreci iyileştirilmeli”

    Türkiye sarsıntıya ne ölçüde hazırlıklıydı? Bu hususta neler yapılmalı?

    Aslında, başta 1999 yılındaki Gölcük sarsıntısı olmak üzere, 2011 yılındaki Van, 2020 yılındaki Elazığ ve Ege Denizi sarsıntıları, kâfi tedbirlerin alınmamasının travmatik deneyimlere sebebiyet verebileceğini açıkça göstermişti. Bu deneyimlere karşın, Kahramanmaraş merkezli zelzeleler, maalesef geçmişten kâfi ölçüde ders almamış olduğumuzu gözler önüne serdi. Afet öncesinde afet riskini azaltma ve afet sırasında ve sonrasında müdahale ve olağanlaşma konusunda daha hazırlıklı olmamız gerektiğini anladık. Afet idare sürecimizi kesinlikle güzelleştirmeliyiz. Sarsıntıya ve aslında başka afetlere de dirençli kentler inşa etmek için her şeyden evvel bilimi, bilimsel kanıyı ve liyakati temel almalı, kurumlarımızı yetkinleştirmeli, kurallarımızı etkinleştirmeli, afet idaresinde planlı ve iştirakçi bir süreci hayata geçirmeliyiz.

    “Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir”

    Ülkede 14 Mayıs’ta genel seçim yapılması öngörülüyor. Seçim, sizce bir belirsizlik yaratır mı?

    Mevcut durumda piyasa işleyişinin ve piyasa sinyallerinin zayıflamış olması esasen meçhullüğü artırıyordu. Fiyatların iktisadın gerçeğini yansıtmaz hale gelmesi özel bölümün risk ve getiri hesaplamaları yapabilmesini çok zorlaştırıyordu. Bu da yatırım kararlarının ertelenmesine, yeni istihdam yaratma kapasitesinin azalmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açıyordu. Seçim ve sarsıntı bu genel görüntü açısından ister istemez bir tesir yaratıyor.

    Her seçim iktisat açısından bir belirsizlik ögesi taşır. Aslında seçimler bir müddettir Türkiye’nin gündeminde. Bu çerçevede en azından seçim tarihinin netleşmiş olması belirsizliklerden birisini ortadan kaldırmış oldu.

    Genellikle seçimler öncesinde genişlemeci bir iktisat siyaseti izlenir, seçim sonrasında ise makroekonomik istikrarı önceleyen siyasetlere dönülür. Lakin zelzele bu beklenen süreci de etkileyecek. Zelzelenin yarattığı ekonomik maliyet ve yaraların sarılması için ek fonların devreye sokulması gerekecek. Yapılması gereken harcamaların boyutu ve niteliği de makroekonomik dinamikler üzerinde ek bir tesir yapacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun seçim sonrası ile öncesi ortasındaki ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir.

  • SGK afet bölgesinde hacizleri kaldırdı

    SGK afet bölgesinde hacizleri kaldırdı

    Çalışma ve Toplumsal Güvenlik Bakanlığı, zelzelenin akabinde afet bölgeleri için yapılan çalışmalar kapsamında birçok önlemi uygulamaya devam ediyor.

    SGK, Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan etkilenen vilayetlerdeki hak ve alacak hacizlerinin kaldırılması tarafında karar verdi.

    Bu kapsamda bölgedeki toplam 251 bin 830 e-mevduat haczi sistemden kaldırıldı. Bununla birlikte, emekli maaş hacizlerinin de 31 Ağustos 2023’e kadar ertelenmesi kararlaştırıldı.

    Ayrıca, erteleme kapsamındaki borçlar nedeniyle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Adabı Hakkında Kanun kararlarına nazaran yapılan icra takipleri durdurulacak, erteleme mühletince yeni icra takip belgeleri açılmayacak.

    Erteleme kapsamındaki borçlar için daha evvel haczedilmiş olan menkul ya da gayrimenkul mallar üzerindeki hacizlerin baki kalması kaydıyla hacizli malların satış süreçleri erteleme mühletince yapılmayacak, hacizli araçların yakalamaları kaldırılacak.

    Erteleme kapsamındaki borçlara 6183 sayılı kanunun 48’inci hususunun altıncı fıkrası kapsamında azami 24 ay mühlet ile tecil faizi alınmaksızın ve ilgili mevzuat kapsamında belirtilen öbür koşulların sağlanması koşuluyla tecil ve taksitlendirme yapılacak.

    Şartları karşılayanlar teşviklerden yararlanacak

    Kurum, zelzeleden etkilenen vilayetlerdeki patronların bu vilayetlerdeki iş yerlerinde bu yılın ocak, şubat ve mart aylarına ait muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini 26 Mayıs 2023’e kadar vermeleri, 6 Şubat öncesi yasal ödeme mühleti geçmiş borçlarını ve ertelenen prim borçlarını 31 Ağustos 2023’e kadar ödemeleri kaydıyla teşviklerden yararlanacaklarını da duyurdu.

    Bölgedeki 4/b’li (BAĞ-KUR) sigortalılar da 6 Şubat’tan öncesi yasal ödeme müddeti geçmiş borçlarını ve ertelenen prim borçlarını 31 Ağustos 2023’e kadar ödemeleri halinde teşviklerden faydalanmaya devam edecek.

    GSS prim borçları 31 Ağustos’a kadar ertelendi

    Primleri kendilerince ödenen 1 milyon 786 bin 658 Genel Sıhhat Sigortalısının (GSS) ödenmemiş prim borçları ile Temmuz 2023’e kadar oluşacak prim borçlarının son ödeme tarihi 31 Ağustos 2023 olarak güncellendi. 6 Şubat öncesi vadesi geçmiş GSS prim borçlarına 31 Ağustos’a kadar gecikme cezası ve gecikme artırımı uygulanmayacak.

  • Depremzedelerin borcu ödenmeyen kredi kartı kapatılacak mı? BDDK’dan merak edilen soruya yanıt

    Depremzedelerin borcu ödenmeyen kredi kartı kapatılacak mı? BDDK’dan merak edilen soruya yanıt

    Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK), “asrın felaketi” olarak nitelenen Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen depremlerin ardından attığı adımlar hakkında bilgi verdi. Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, deprem bölgesinde yaşayan vatandaşların borçlarına esneklik tanımak amacıyla çeşitli düzenlemeler gerçekleştirildiği belirtildi.

    BANKALARIN İNİSİYATİFİNE BIRAKILDI

    Paylaşımda, asgari tutarı ödenmeyen kredi kartlarının nakit kullanımına, mal ve hizmet alımına kapatılmasına, iptaline ve borcun tamamı ödeninceye kadar yeni kredi kartı düzenlenmemesine ilişkin hususların bankaların inisiyatifine bırakıldığı belirtildi. Ayrıca kart borçlarının ötelendiği süre boyunca asgari tutar da dahil olmak üzere bankaların alacaklarını talep etmeyerek ödemesiz dönemler tanımlayabilmelerine imkan sağlanacağı ifade edildi.

    ASGARİ ÖDEME TUTARI DÖNEM BORCUNUN YÜZDE 20’Sİ OLACAK

    Deprem bölgesinde yerleşik kişilere yeni kullandırılacak veya yeniden yapılandırmaya tabi tutulacak konut, taşıt ve tüketici kredilerinin vadelerine ilişkin daha önce belirlenen sürelerin kaldırılması ile ödemesiz dönem uygulamasının bankalara bırakılacağının kaydedildiği paylaşımda, şu bilgilere yer verildi:

    “Depremin etkilediği illerde yerleşik üye iş yerlerince kredi kartları ile gerçekleştirilecek mal ve hizmet satımlarında kredi kartları taksitlendirme süreleri bir kata kadar artırılacak. Kredi kartlarında limite bakılmaksızın, asgari ödeme tutarı dönem borcunun yüzde 20’si olarak belirlenecek. Kart limiti tespit edilirken bankalarca dikkate alınan sınırlar yükseltilerek bankalarca toplam kart limitinin ilk yıl için ilgilinin aylık ortalama net gelirinin 4 katını, ikinci ve sonraki yıllar için ise 8 katını aşmayacak şekilde belirlenmesi ve aylık veya yıllık ortalama gelir düzeyinin tespit edilememesi durumunda gerçek kişilerin edinebilecekleri kredi kartlarının toplam limitinin 2 bin liradan 5 bin liraya yükseltilmesi kararlaştırıldı.”

    KARTLI ÖDEMELERDE İLK TEMASSIZ İŞLEMDE ŞİFRE İSTENECEK

    Bankalar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerince kullandırılan tüketici ve taşıt kredilerinin anapara ve faiz ödemelerinin müşterilerin talebi üzerine ertelenmesi halinde erteleme süresinin, ilgili mevzuatta belirlenen vade sınırlarında dikkate alınmayacağının kaydedildiği paylaşımda, “Kredi müşterilerinden alınması gereken kredi derecelendirme notları ile alınması zorunlu olan ilave belgelerin temini bankaların inisiyatifine bırakılacak. Kredi kullandırımlarına ilişkin olarak bağımsız denetime tabi olan şirketler tarafından bankalara tevdi edilmesi gereken bilgi ve belgelere ilişkin süreler deprem bölgesindeki şirketler için uzatılacak.” ifadesine yer yerildi.

  • Kararname Resmi Gazete’de! Deprem bölgesinde işten çıkarma yasaklandı

    Kararname Resmi Gazete’de! Deprem bölgesinde işten çıkarma yasaklandı

    Olağanüstü hal (OHAL) ilan edilen bölgeden Çalışma ve Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek il ve ilçelerdeki işyerlerinde kısa çalışma ödeneği verilecek. Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararnamesine göre, kısa çalışma ödeneği; söz konusu işyerlerinde uygunluk tespiti beklenmeksizin işverenlerin başvurusu doğrultusunda uygulamaya konulacak.

    GÜNLÜK 133.44 TL NAKDİ ÜCRET DESTEĞİ

    İş sözleşmesi bulunan ancak deprem etkilerden kaynaklı bölgesel kriz gerekçesiyle yapılan kısa çalışma başvurusuna dayanan yeni bir hak sahipliği oluşmayanlar ile işyerlerinin kapanması nedeniyle iş sözleşmesi feshedilen ve herhangi bir işsizlik ödeneği hak sahipliği oluşmayanlara herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı almamak kaydıyla İşsizlik Sigortası Fonu’ndan günlük 133.44 TL nakdi ücret desteği sağlanacak. Nakdi ücret desteği için OHAL süresince sağlanacak ve daha önce başlatılabilecek hak sahipliklerinden kalan süreler tamamlandıktan sonra, kısa çalışma uygulanan dönemde veya işsiz kaldıkları süre boyunca verilecek. Bu kişilerin genel sağlık sigortasına ilişkin primleri de İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak.

    TOPLU SÖZLEŞME, GREV VE LOKAVT SÜRELERİ UZATILDI

    Cumhurbaşkanı kararnamesiyle, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavta ilişkin sürelerle ilgili düzenlemeler de yapıldı. Buna göre, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki yetki tespitlerinin verilmesi, toplu iş sözleşmelerinin yapılması, uyuşmazlıkların çözümü ile grev ve lokavta ilişkin süreler OHAL süresince uzatıldı. Bu kapsamda, işverenlerin işçi ücretlerinden yapılacak ücret kesme cezalarının Türkiye’de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisini haiz bankalardan birine 1 ay içinde yatırılmasına yönelik süre de OHAL süresinde uzatıldı.

    DEPREM BÖLGESİNDE İŞTEN ÇIKARMA YASAKLANDI

    Kararnameyle ayrıca istihdamın korunmasına yönelik bazı tedbirlerde alındı. OHAL ilan edilen illerde her türlü iş sözleşmesi, OHAL süresince; ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler, belirli süreli iş veya hizmet sözleşmelerinde sürenin sona ermesi, işyerinin kapanması ve faaliyetinin sona ermesi, her türlü hizmet alımları ile yapım işlerinin sona ermesi halleri dışında işveren tarafından feshedilemeyecek. Bu hükme aykırı hareket eden işveren veya işveren vekiline, sözleşmesi feshedilen her işçi için, fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacak.

    SAĞLIK AVANS ÜCRETİ ÖDEMELERİ YASADAN MUAF OLACAK

    Kararnameye sosyal güvenlik alanında alınacak tedbirler kapsamında, OHAL ilan edilen illerde bulunan veya buralarda sağlık hizmeti sunucularının avans ödemeleri 6 Şubat ve sonrasını kapsaması halinde OHAL süresince kamu mali yönetimi ve kontrol kanununun ilgili hükümlerinde muaf olacak. Bu kurumların Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) sunması gereken ancak depremin etkilerine bağlı olarak temin edilemeyen sağlık giderlerinin ödenmesine esas fatura, belge ve ekleri fatura denetiminde aranmayabilecek. Faiz ve yersiz ödeme ile sözleşmeden kaynaklanan cezai şart borçları SGK tarafından OHAL süresince ertelenebilecek.

  • Bakanlık tek tek paylaştı! İşte 11 ilde depremzedelere ilişkin alınan ekonomik kararlar

    Bakanlık tek tek paylaştı! İşte 11 ilde depremzedelere ilişkin alınan ekonomik kararlar

    Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, deprem bölgesinde yaşayan vatandaşların borçlarına esneklik tanımak amacıyla çeşitli düzenlemeler gerçekleştirildiği belirtildi. Deprem bölgesinde yerleşik kişilere yeni kullandırılacak veya yeniden yapılandırmaya tabi tutulacak konut, taşıt ve tüketici kredilerinin vadelerine ilişkin daha önce belirlenen sürelerin kaldırılması ile ödemesiz dönem uygulamasının bankalara bırakılacağının kaydedildiği paylaşımda, şu bilgilere yer verildi:

    KREDİ KARTLARI TAKSİTLENDİRME SÜRELERİ ARTIRILACAK

    “Depremin etkilediği illerde yerleşik üye iş yerlerince kredi kartları ile gerçekleştirilecek mal ve hizmet satımlarında kredi kartları taksitlendirme süreleri bir kata kadar artırılacak.

    DEPREMZEDELERİN KULLANDIĞI KREDİ KARTLARINA YENİ DÜZENLEME

    Kredi kartlarında limite bakılmaksızın, asgari ödeme tutarı dönem borcunun yüzde 20’si olarak belirlenecek. Kart limiti tespit edilirken bankalarca dikkate alınan sınırlar yükseltilerek bankalarca toplam kart limitinin ilk yıl için ilgilinin aylık ortalama net gelirinin 4 katını, ikinci ve sonraki yıllar için ise 8 katını aşmayacak şekilde belirlenmesi ve aylık veya yıllık ortalama gelir düzeyinin tespit edilememesi durumunda gerçek kişilerin edinebilecekleri kredi kartlarının toplam limitinin 2 bin liradan 5 bin liraya yükseltilmesi kararlaştırıldı.

    DEPREMZEDELERİN BORCU ÖDENMEYEN KREDİ KARTI KAPATILACAK MI?

    Asgari tutarı ödenmeyen kredi kartlarının nakit kullanımına, mal ve hizmet alımına kapatılmasına, iptaline ve borcun tamamı ödeninceye kadar yeni kredi kartı düzenlenmemesine ilişkin hususlar bankaların inisiyatifine bırakılırken, kart borçlarının ötelendiği süre boyunca asgari tutar da dahil olmak üzere bankaların alacaklarını talep etmeyerek ödemesiz dönemler tanımlayabilmelerine imkan sağlanacak.

    KREDİLERDE ERTELEME SÜRESİ VADE SINIRLARINDA DİKKATE ALINMAYACAK

    Bankalar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerince kullandırılan tüketici ve taşıt kredilerinin anapara ve faiz ödemelerinin müşterilerin talebi üzerine ertelenmesi halinde erteleme süresi, ilgili mevzuatta belirlenen vade sınırlarında dikkate alınmayacak.

    KREDİ BAŞVURULARINDA ZORUNLU BELGELER BANKALARIN İNİSİYATİFİNE BIRAKILACAK

    Kredi müşterilerinden alınması gereken kredi derecelendirme notları ile alınması zorunlu olan ilave belgelerin temini bankaların inisiyatifine bırakılacak.

    BANKALARA VERİLMESİ ZORUNLU BELGELERİN SÜRESİ UZATILACAK

    Kredi kullandırımlarına ilişkin olarak bağımsız denetime tabi olan şirketler tarafından bankalara tevdi edilmesi gereken bilgi ve belgelere ilişkin süreler deprem bölgesindeki şirketler için uzatılacak.

    GAYRİMENKUL DEĞERLEME SÜRELERİ ERTLENDİ

    Deprem felaketinden etkilenen müşterilere kullandırılan kredilerin gayrimenkul niteliğindeki teminatlarının değerlemesi ile ilgili süreler ertelendi.

    VADE SINIRLARI UZATILDI

    Kredi vade sınırı ve kredi kartı taksit sınırına ilişkin sağlanan esneklikler 1 Ocak 2024’e kadar uzatılacak.

    KİMLİK DOĞRULAMA İŞLEMLERİNDE KOLAYLIK

    Telefon bankacılığı işlemlerinde, kimlik doğrulama sürecinde iki bileşenli doğrulamanın yapılamadığı durumlarda, öncelikle PIN olmak üzere, güvenlik sorusu, müşterinin demografik bilgileri veya bankada yer alan diğer bilgiler kullanılarak kimlik doğrulama işlemi hayata geçirilecek.

    TEMASSIZ ÖDEMELERDE ŞİFRE İSTENECEK

    Müşterilerin bilgileri dışında kart kullanımlarının engellenmesini teminen kartlı ödemelerde yapacak ilk temassız işlemde şifre girilecek, sonraki işlemler için mevcut uygulama sürdürülecek.

    PAYLARI BORSADA İŞLEM GÖREN BANKALARA DÜZENLEME

    Payları borsada işlem gören bankaların, 6 Şubat’tan 1 Ocak 2024’e kadar geri alım yoluyla edindikleri kendi hisse senetleri, çekirdek sermayeden indirim kalemi olarak dikkate alınmayacak.

    YÜKSEK RİSK AĞIRLIKLARI 1 OCAK 2024’E KADAR UYGULANMAYACAK

    Bireysel kredi kartlarına ve bireysel ihtiyaç kredileri ile ticari nitelikteki nakdi kredilere uygulanan yüksek risk ağırlıkları, 6 Şubat tarihinden sonra deprem bölgesindeki illerde 1 Ocak 2024’e kadar uygulanmayacak.

    VADESİ GELMİŞ VE GELECEK OLAN BORÇLAR 6 AY ÖTELENECEK

    Bankacılık hizmetlerinin sürdürülmesi için mobil şubeler afet bölgesine gönderildi. Türkiye Bankalar Birliği ile Türkiye Katılım Bankaları Birliği tarafından bankalara olan vadesi gelmiş veya 6 ay içinde vadesi gelecek borçların vadesi bugünden itibaren 6 ay sonraya kadar ötelenecek ve müşterilere ek kolaylıklar sağlanacak.

    ORTAK ATM’LERDEN YAPILAN İŞLEMLERDEN ÜCRET ALINMAYACAK

    Ortak ATM’lerden yapılacak işlemlerden ücret alınmayacak. Mücbir halin yaşandığı mahalde ikametgahı/iş yeri adresi veya şubede hesabı bulunan müşterilerin kredi risk, kredi ödeme, senet ve çek işlemlerine ilişkin bildirimleri, Risk Merkezi mücbir hal düzenlemesi çerçevesinde yapılacak.”