Etiket: Afet

  • CHP’li Arslan’dan Bakan Kurum’a: “‘türkiye Tek Yürek’ Yardım Kampanyasında Kaç TL Bağış Toplanmıştır?

    (ANKARA)- CHP Milletvekili İbrahim Arslan, 1-7 Mart Deprem Haftası nedeniyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a “Kahramanmaraş merkezli depremde başlatılan ‘Türkiye Tek Yürek’ yardım kampanyasında kaç TL bağış toplanmıştır. Toplanan tutar nerelerde kullanılmıştır? Kampanyada bağış yapacağını bildirmelerine rağmen taahhüdünü yerine getirmeyen kurum ya da kişiler var mıdır? Varsa kimlerdir” diye sordu.

    CHP Milletvekili İbrahim Arslan, 1-7 Mart Deprem Haftası nedeniyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kuru’un yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Arslan, ANKA Haber Ajansı’na şunları söyledi:

    “2025 yılı bütçesi 2024 yılına göre yaklaşık olarak ortalama yüzde 31 gider ve harcamalarda bir artışı öngördü. Bu oranlar bakanlıklara ve ilgili kurum kuruluşlara göre değişiklik arz etmekle beraber iki bakanlığın bütçesinin 2024 yılına göre düştüğüne ne yazık ki tanık olduk. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz her biri önemli ama ülkemizi başta deprem olmak üzere afet kuşağında olan ve olası çok büyük depremlere, bilim insanları tarafından ortaya konulan yaklaşımlarla ne yazık ki tanıklı edecek ülkemiz açısından Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesi ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesinin 2024 yılına göre 2025 yılında düşürüldüğüne tanık olduk. Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesi önceki yıla göre 52 milyar lira. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın bütçesidir. Ne yazık ki 3 milyar lira düşürülerek kabul edilmiş oldu. Çevre ve şehircilik dediğimizde tabii ki afet de ön plana çıkıyor. Bakanlığın dışında da afet riskiyle ilgili olarak da var olan kamu kurum ve kuruluşlarının ayrı bütçeleri de var biliyorsunuz. Onlardan bir tanesi Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yani AFAD. AFAD’ın da 2024 yılı bütçesi 671 milyar iken 2025’te bu rakam 404 milyar düşürülerek ne yazık ki 267 milyar olarak kabul edildi.

    Kentsel dönüşüm illerimizde yerleşim yerlerinde ve Türkiye’de çokça konuşulan bir konu. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın bütçesi de 2024’te 219 milyar iken ne yazık ki 2025 yılında 136 milyar liraya düşürüldü. 84 milyarlıkta orada bir düşüş var. Bütçenin içerisinde programlar itibarıyla de ayrılan bütçeleri değerlendirmek durumundayız. Şehircilik ve risk odaklı bütünleşik afet yönetimine 2024 yılında 906,5 milyar ödenek ayrılmışken ve harcama yapılmışken 2025 yılında 480 milyar lira yani yarı yarıya azaltılarak 426 milyara düşürüldüğüne ne yazık ki tanıklık ettik. Ülkemizde afetle ilgili başta deprem olmak üzere mücadele tamamlanmış mıdır? ve bütün yerleşim yerlerinde, illerimizde, ilçelerimizde ortaya çıkan sağlıksız binaların yenilenmesi, kentsel yenilenme, kentlerin dirençli kentler haline getirilmesiyle ilgili süreç tamamlanmış mıdır da 2024 yılına göre bu programa, bu ödeneklere, bu ilgili kurullara ayrılan bütçelerde indirime gidilmiştir?  Bu, hükümete ve ilgili bakanlıklara ve kurumlara sorulması gereken temel sorunlardan bir tanesi olarak da karşımıza çıkmaktadır.”

    “Çökme tehlikesi olan 600 bin yapı hangi bütçe ile nasıl ve ne zaman dönüştürülecektir?”

    Arslan, Bakan Kurum’a şu soruları yöneltti:

    “Milli Güvenlik Meselesi olarak gördüğünüz depremle mücadele için ayrılan 2025 yılı ödeneklerin 2024 yılına kıyasla yaklaşık yarısı kadar düşürülmesi hususunda görüşünüz nedir? Faiz giderleri için bugünkü kurla yaklaşık 53,5 milyar dolar ödenek ayrılan bütçede, bütün bakanlık ve diğer kurumların bütçeleri 2024 yılına göre artırılırken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Kentsel Dönüşüm Başkanlığı bütçelerinin düşürülerek yine bugünkü kurla toplam 17 milyar dolar ayrılmasını nasıl açıklıyorsunuz?

    2025 yılına ayrılan ödeneğin çok büyük bir bölümünün deprem bölgesine harcanacağı tarafınızca bütçe görüşmelerinde açıklandığı üzere, ülke genelinde acilen dönüşmesi gerektiğini ifade ettiğiniz 2 milyon bağımsız yapı ile İstanbul’da her an çökme tehlikesi olduğunu ifade ettiğiniz 600 bin yapı hangi bütçe ile nasıl ve ne zaman dönüştürülecektir?

    İmar affı başta olmak üzere diğer düzenlemelerle 2002-2024 yılları arasında deprem ve diğer afetlerle mücadele kapsamında toplanan tutar kaç TL’dir? Toplanan tutar hangi mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde kullanılmıştır? Kahramanmaraş merkezli depremde başlatılan ‘Türkiye Tek Yürek’ yardım kampanyasında kaç TL bağış toplanmıştır? Toplanan tutar nerelerde kullanılmıştır? Kampanyada bağış yapacağını bildirmelerine rağmen taahhüdünü yerine getirmeyen kurum ya da kişiler var mıdır? Varsa kimlerdir?

    İmar Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yapımı uygun olmayan ve/veya mevzuata aykırı olarak yapılan yapıların, sırf gelir elde etmek amacıyla imar kanununda yapılan düzenlemeler sonucu affedilmesiyle deprem ve diğer afetlerle mücadele edilemeyeceği hususunda ne düşünüyorsunuz?

    İmar Afları kapsamında ülke genelinde ve Eskişehir özelinde yararlandırılan konut ve işyeri sayısı ne kadardır? Yararlandırılma kriterleri nelerdir?”

    Kaynak: ANKA / Güncel
  • PERYÖN’den olası afetlerde istihdamı koruyacak 13 adım

    PERYÖN’den olası afetlerde istihdamı koruyacak 13 adım

    İSTANBUL (İGFA) – ‘Şimdi ve gelecek için daha iyi bir çalışma hayatına liderlik etmek’ vizyonuyla 51 yıldır faaliyet yürüten PERYÖN (Türkiye İnsan Yönetimi Derneği); işin ve istihdamın sürekliliği için başta İstanbul depremi olmak üzere olası afetlere hazırlıklı olunması adına önerilerini paylaştı.

    PERYÖN Afet Sonrası Çalışma Grubu’nun düzenlediği, alanının uzmanı isimlerden oluşan danışma kurulu üyelerinin katıldığı çalıştayın çıktılarına yer verilen açıklamada, yaşanılan deprem felaketinden ne yazık ki çok acı tecrübelerle çıkıldığını belirterek, “Bu afetten alınan ders, ülkemiz deprem bölgesinde bulunuyor olmasına karşın binalarımızda olduğu gibi, afet sonrası kriz yönetimine ilişkin ön hazırlıklarımızın da tam olmadığını gösterdi. Afet sonrası kamu, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları çok hızlı harekete geçmiş ve rehabilitasyon için acil adımlar atılmış olsa da, biliyoruz ki krizi iyi yönetmek ancak ona çok iyi hazırlanmış olmakla mümkündür” diye konuştu.

    İçinde bulunduğumuz süreçte Kahramanmaraş Depremleri’nin izlerini silmek, afet bölgesinde hayatı ve işi normale döndürmek, bölgedeki işgücünü korumak için elbirliğiyle çalışılması gerektiğinin altını çizen PERYÖN, üretim, sanayi ve ticarette yüzde 60’dan fazla paya sahip Marmara bölgesini etkilemesi öngörülen olası İstanbul depremi başta olmak üzere ülkemizi afetlere hazırlamak zorunda olduklarını kaydetti.

    PERYÖN olası afetlerde işin, üretimin ve istihdamın sürekliliğini sağlamak amacıyla bugünden atılması gereken 13 adıma ilişkin önerilerini sıraladı:

    1. İstanbul başta olmak üzere deprem riski bulunan tüm bölgelerde yapı stoğunun hızla gözden geçirilmesi ve riskli binaların dönüştürülmesi,

    2. İş yerlerinin ve sanayi tesislerinin depreme dayanıklılığına yönelik envanter çıkarılması ve sanayide üretimin devamlılığını garanti altına almak için gerekli dönüştürme çalışmalarının yapılması,

    3. Afet bölgesindeki organize sanayi bölgelerinde hasarlı bina olmaması, özellikle riskli bölgelerdeki sanayinin ve küçük işletmelerin betonarme olmayan, bu tür alt yapılı alanlarda daha çok yer alması gerektiğini göstermektedir. Bu kapsamda daha çok OSB kurulmasının teşvik edilmesi,

    4. Binaların zemin ve giriş katlarında yer alan işletmelere izin verilmemesi, mevcut işletmelerin bulunduğu binalar için gerekli kontrollerin yapılması,

    5. Afet bölgeleri için hazırlanan acil durum planlarında lojistik süreçlerinin doğru planlanması,

    6. Özellikle İstanbul gibi nüfus yoğun bölgelerde olası afetlere hazırlıklı olunması için tüketim toplumundan üretim toplumuna geçişi destekleyecek şekilde özellikle tarım yapabilecek imkânı olan ailelerin üretici konumuna geçirilebilmeleri için özel teşvikler planlanması,

    7. Siyasi bakış açısından uzak, ölçeklendirilmiş kooperatifçilik politikasının bugünden oluşturulması ve uygulamaya konması,

    8. Şirketlerin yeni yatırımlarını Anadolu kentlerinde yapmaları için teşviklerin oluşturulması,

    9. İşletmelerde afet yönetimi ile ilgili eğitimlerin devreye alınması ve zorunlu hale getirilmesi,

    10. İlkokuldan başlamak üzere müfredata afet kurtarma ve ilkyardım eğitiminin dahil edilerek, yeni nesillerin bu bilinçle büyümesinin sağlanması,

    11. Sadece afet bölgesindeki değil, Türkiye’deki tüm işletmelerin var olan acil durum planlarını gözden geçirmeleri, yoksa da acilen bu hazırlığı yapmaları,

    12. Şirketlerin tümünün afet kriz yönetimine ilişkin, olası her duruma hazırlıklı olunmasını sağlayacak alternatifli eylem planlarını gözden geçirmeleri, yoksa bu hazırlığı yapmaları, kamunun bu konuda düzenlediği programlarla çalışma hayatına liderlik etmesi,

    13. Olağanüstü dönemlerde uygulanacak süreçlerin hızlıca devreye alınmasının yasal tanımlamalarının yapılması, kalıcı hale getirilmesi ve uygulamaların kolaylaştırılması.

  • Son Dakika: Bingöl’de 4.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi

    Son Dakika: Bingöl’de 4.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi

    Kahramanmaraş’ta 6 Şubat’ta gerçekleşen 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerden etkilenen Bingöl’de saat 11.29’da 4.5 şiddetinde bir sarsıntı gerçekleşti.

    ÇEVRE İLLERDE DE HİSSEDİLDİ

    Yerin 7 kilometre altında gerçekleşen sarsıntı, Kayseri ve Muş gibi çevre illerden de hissedildiği öğrenildi.

    4 GÜN ÖNCE AFET BÖLGESİ İLAN EDİLMİŞTİ

    6 Şubat’taki depremlerde Bingöl, Kayseri, Mardin, Tunceli, Niğde, Batman’da hasar gören binaların bulunduğu yerleşim yerleri Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi kabul edildi. AFAD’dan yapılan açıklamada, “6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Deprem afetleri nedeniyle yaşanan yıkım ve can kayıpları üzerine 11 ilimiz ve Sivas ili Gürün ilçemiz ‘Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi’ olarak kabul edilmiştir. Söz konusu depremler 11 ilimiz dışındaki bazı illerimizi de etkilemiş olup hasar tespit çalışmaları neticesinde; Bingöl, Kayseri, Mardin, Tunceli, Niğde ve Batman illerimizde yer alan bazı yerleşim birimlerinde az, orta veya ağır derecede hasar gören binalar olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, bahsi geçen illerimizde hasar meydana gelen binaların bulunduğu yerleşim yerleri de ‘Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi’ kabul edilmiştir” denildi.

  • TÜSİAD/Turan: Açıklanan kurumlar vergisi adaletsiz

    TÜSİAD/Turan: Açıklanan kurumlar vergisi adaletsiz

    OLCAY BÜYÜKTAŞ

    Türkiye’nin zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandığını lisana getiren Türkiye Endüstrici ve İş İnsanları Derneği Lideri Orhan Turan, bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getirilirken başka yandan da eski sarsıntı vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis edilmesini eleştirdi.

    Turan, sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden süreksiz vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılmasının adaletsiz olduğu görüşünde.

    TÜSİAD Lideri Orhan Turan, seçim tarihi yaklaşan ülkede sarsıntıların tesirinden yapılması gerekenlere, seçimin iktisada tesirinden İstanbul’un zelzele hazırlığına Bloomberght.com’un sorularını yanıtladı.

    – Zelzelenin yaralarını sarmak için atılacak adımlar ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu çerçevede TBMM gündeminde olan kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik düzenlemeyi nasıl yorumluyorsunuz?

    Makroekonomik şartların, bekleyen riskler karşısında tedbirlerin rahatça alınmasına imkan sağlayacak bir ihtiyat hissesine sahip olması çok kıymetlidir. Bilhassa dünyanın içinden geçmekte olduğu bu belirsizlikler ve krizler çağında çabucak her vakit her türlü riske hazırlıklı olmamız gerekiyor.

    Türkiye sarsıntıya ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandı. Düşmekte olsa da yüksek bir enflasyon, dalgalı ve iç talebe dayalı bir büyüme süreci, üretim ve tüketim ortasındaki makasın açılmış olması, merkez bankası rezervlerinin güçlendirilmesi gereksinimi, yüksek bir cari açık… Beklendiği üzere zelzelenin bu tabloyu biraz daha bozması ihtimal dahilinde.

    Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamı 100 milyar dolara ulaşabilir. Bu çok önemli bir sayı. Bütçe istikrarında sene başından beri görülen bozulma ister istemez daha da şiddetlenecek. Bu çapta bir afetin yarattığı olağan dışı yıkım doğal olarak olağan dışı finansman muhtaçlığı doğurur. Lakin bu finansmanı sağlamak için bütçe gelirlerinde hangi kalemlerde bir artış yapılacağına ve/veya hangi harcamaların kısılacağına, kurumlar ve kurallar gözetilerek, tesir tahlili hesaplanarak dikkatlice karar verilmelidir. Aksi halde iktisadın uzun periyot üretim ve yatırım dinamikleri üzerinde istenmeyen tesirler ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında, sarsıntı nedeniyle kamunun vergi gereksinimi ortada iken bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getiriyor öbür yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis ediyoruz. Kamu finansman gereksiniminin, kamu gelirlerine esasen en yüksek katkıyı yapan kurumsal şirketlerden geçmiş devir süreçleri baz alınarak karşılanmak istenmesinin öngörülebilirlik unsuru açısından külfetli ve vergi tabanı açısından adaletsiz olduğunu düşünüyoruz.

    Ülkemiz ulusal hasılasına en yüksek katkıyı veren, Ar-Ge yapan, yatırım ve istihdam sağlayan kurumsal şirketler, lokal ve küresel şartlar nedeniyle esasen finansal kaynaklara erişim sorunu çekerken, EYT düzenlemesinin getirdiği yükü karşılamaya çalışırken, bu kere de 2022 yılı çıkarlarındaki istisna ve indirimlerinin üzerinden ek vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmakta.

    Deprem nedeniyle ortaya çıkan ek harcama muhtaçlığı, şayet vergi geliri artışı ile karşılanacaksa örneğin süreksiz kurumlar vergisi oranı artışı üzere adaletli bir yolla karşılanmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki ek vergi ile vatandaşlardan ve şirketlerden zarurî olarak tasarruf yapmalarının istenmesi yerine verimli bir devlet anlayışı doğrultusunda kamunun da tasarruf yapması, devlet harcamalarının gözden geçirilerek gereksiz ve verimsiz harcamaların kaldırılması, acil öncelik taşımayan projelerin ötelenmesi de değerlendirmeye alınmalıdır.

    TÜSİAD olarak Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan sonra ne yaptınız?

    Öncelikle bir defa daha, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılarımıza acil şifa dilerim. Birinci günden beri tüm üyelerimizle sarsıntının yaralarını sarmak için seferber olduk. Çabucak Zelzele Dayanak Ağı oluşturduk. Gerek üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla gerekse bölgedeki iş dünyası paydaşlarımız ve TÜRKONFED ile de işbirliği içinde bölgenin öncelikli gereksinimlerini karşılamaya koyulduk. Bölgede temel gereksinimler konusunda hala yapılması gerekenler var ve bu muhtaçlık uzun bir müddet daha devam edecek. Üyelerimiz de tıpkı ve nakdi yardımlarına devam ediyorlar, edecekler. Yurt dışındaki iş dünyası paydaşlarımızla da afet konusunda uzun vadeli somut işbirlikleri için temastayız.

    Önümüzdeki süreçteki önceliğimiz bölgenin toplumsal ve ekonomik açıdan toparlanmasına ve istihdamın korunmasına katkı sağlamak. Afet bölgesindeki işletmelere insan kaynağı ve donanım bakım takviyesi verilmesi, ürün-hizmet alımlarında bu işletmelere öncelik sağlanması, eğitim ve psikososyal dayanaklar üzere projelerde üyelerimizle çalışıyoruz. Toplumsal dayanışma ile bölgenin yaşadığı zorluğun üstesinden daima birlikte geleceğiz.

    Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan ne üzere dersler çıkarmalıyız?

    Onbinlerce insanımızı kaybettiğimiz ağır bir afet yaşadık. Hala derin ıstırabı içindeyiz. Ülkemiz pek çok afetin yaşandığı bir coğrafyada. Sarsıntı sonrasında ve aslında hala geçerli olan en kıymetli husus uyumun sağlanması. Afet öncesi, sırası ve sonrasında merkezi ve mahallî idareler, özel dal ve STK’lar olarak tüm paydaşların uyum içinde aktif çalışmasını sağlamak zorundayız. Bilimin ışığında gerekli hazırlıkları süratle tamamlarsak, afetler başımıza geldiğinde olumsuz etkilenme düzeyimiz de azalacaktır. Yapıların inşasından başlayarak tüm süreçlerde kuralların ve kontrol sistemlerinin en yeterli biçimde işletilmesinin ne kadar hayati kıymette olduğu da ortaya çıktı. Yaşadığımız bu afetin bize öğrettiği bir ders de eğitimin bu bahiste da en temel sıkıntı olduğu. Bundan sonraki afetlerin boyutlarını azaltmak için eğitim sistemimizi okul öncesinden başlayarak analitik kanıyı ve afet şuurunu güçlendirmek üzere güzelleştirmeliyiz.

    “Deprem yaralarının sarılması finansmanı yapılan hesapların üzerinde olacak”

    Depremde yıkılan binaların tekrar inşasının yaratacağı maliyeti konusunda bir çalışma kelam konusu mu? Sizce nasıl bir büyüklükle karşı karşıyayız…

    Depremde tahrip olan bina ve altyapının çeşitli varsayımlara nazaran kıymeti 40-50 milyar dolar civarında ağırlaşıyor. Olağan ortaya çıkan ziyan ile binaların, altyapının ve makine parkının yenilenmesi için bugün harcanması gereken fiyat birbirinden farklı olacak. Yıkılan binaları yeni sarsıntı yönetmeliğine nazaran inşa etmek çok kıymetli. Bu da elbette daha yüksek bir maliyet manasına gelecek. Yani sarsıntının yaralarının sarılabilmesi için ayrılması gereken finansman ölçüsü hesaplanan maliyetinin üzerinde olacaktır.

    “Yalnız kalıcı konutlar değil eğitim ve çalışma hayatı da olağana dönmeli”

    Yeniden inşa konusunda öncelik hangi alanlar olmalı ve sizce bu ne vakit tamamlanır?

    Depremin yaralarını sarmak konusunda bir önceliklendirme yapmak kolay değil. Barınma muhtaçlığı konusunda çadırlar dışında bir tahlili süratle devreye sokmak gerekiyor. Birebir anda kentsel altyapının tamiri ve yine inşası, ekonomik faaliyetin devamlılığının sağlanması, KOBİ’lerin, endüstrinin, yan endüstrinin ve esnafın tekrar üretim zinciri içinde yerlerini alması, iş imkanlarının ve çalışanların korunması gerekiyor. Bölgeden çok önemli bir göç var. Bölgenin ekonomik hayatiyetinin devam edebilmesi için bu göçün durması ve birinci etapta bölge dışına çıkanların geri dönmeye başlaması gerekiyor. Bu da bölgede ömür, eğitim ve çalışma ortam ve şartlarının olağanlaşmasına bağlı olacak. Yani sorun hayli karmaşık ve bu nedenle karşılıklı tesirleri dikkate alarak ilerlemek gerekiyor. Örneğin elimizdeki kaynakları yalnızca kalıcı konutların bir an evvel tamamlanmasına ayırırsak, öte yandan toplumsal ve ekonomik faaliyetin devam etmesini, istihdamı ve geçim kaynaklarının sağlanmasını göz gerisi edersek bu düzenek aksar.

    Canlı ömrü, ekosistemlerin bütünlüğü ve iklim değişikliği ile uğraş açısından orman ekosisteminin kritik değer taşıdığını da hatırda tutmalıyız. Tüm planlamalarımız ekosistemlerin bütünlüğü ve ormanlarımızın korunması gözetilerek yapılmalı. Afetlerde atık ve enkaz da hem yüksek hacimde hem de etraf ve sıhhat riskleri yaratacak nitelikte oluyor. Afetler sonrası oluşan atıkların özel bir atık idaresi yaklaşımıyla bertaraf edilmesi ve bu tarafta kısa müddette güçlü bir mevzuat düzenlemesinin hazırlanması değerli. Bütün bu ögeleri bir ortada düşünmek, planlamak ve çözmek zorundayız.

    Depremin en mağdur kesitleri kimler?/Neden?

    Mağduriyetler ortasında bir sıralama yapılamaz hiç elbet. Sarsıntının hem maddi hem de manevi açıdan yıkıcı tesiri çok büyük. Tesirler yalnızca fizikî de değil. Tüm depremzedeler için ruhsal takviye kritik kıymette. Yaşadığımız afetin olumsuz tesirlerini azaltabilmek için kimseyi geride bırakmama unsuruna sıkı sıkıya sarılmaya, kırılgan kümelerin özel taleplerine kulak vermeye, eşitsizliklerle aktif halde çaba etmeye değer vermeliyiz.

    Afetler, savaşlar, krizler bayanları erkeklere nazaran daha olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zelzelenin yaralarını sararken toplumsal cinsiyete hassas kriz idaresi stratejilerine öncelik vermeliyiz. Afet bölgesinde şiddete sıfır tolerans prensibiyle güvenliğin yanı sıra barınma, sıhhat, eğitim, istihdam üzere tüm alanlarda bayanların görüşleri ve gereksinimlerini kapsamlı halde ele almalıyız.

    Hayatlarının erken periyodunda böylesine bir travmayla karşı karşıya kalmış olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi ve rehabilitasyonu da en büyük önceliklerimiz ortasında yer almalı. Bu noktada, ülke çapında üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararının da en kısa müddette gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira üniversiteler ve yerleşkeler yalnızca öğrenme alanı değil. Gençlerin toplumsal ve duygusal etkileşim açısından bir ortada olması ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi değerli.

    Bir de İstanbul’da beklenen sarsıntı kelam konusu. Ülke iktisadı ve endüstrisinin değerli bir kısmını barındıran kent için nasıl bir çalışma yapılmalı?

    Depremin meydana getirebileceği hasarlar, alınacak tedbirler ve yapılacak hazırlıklar ile azaltılabilir ve hatta engellenebilir. Biz sürece bu türlü bakıyoruz. Afetlerle ilgili farkındalığın geliştirilmesinde meslek örgütlerinin, kesim derneklerinin, genel olarak iş dünyasının üstlendiği ve üstleneceği rol de çok kıymetli. TÜSİAD olarak, zelzele konusunu üyelerimizin gündeminde daima tutabilmeyi, özel bölümün sarsıntıya hazırlığı konusunda farkındalık oluşturmayı, uygun örnekler yaratmayı ve paylaşmayı önemsiyoruz. Bu gayeyle Sarsıntı Misyon Gücü’nü kurmuş ve iş dünyasının zelzeleye hazırlığı konusunda iki rapor yayınlamıştık. Halihazırda işletmelerin zelzele öncesi-sırası-sonrası aksiyonları için yol gösterici bir kılavuz üzerinde çalışıyoruz.

    Belirsizliğe Hazırlanmak: Dallar İstanbul Sarsıntısına Ne Kadar Hazır? başlıklı raporumuzda afet hazırlık kapasite ve dayanıklılığının arttırılması sürecinde dallar ortasındaki iş birliğinin ve bağlantının kritik bir kıymete sahip olduğunu vurgulamıştık. Güç, bilgi ve irtibat, ulaştırma ve lojistik, tarım ve besin dalları afet süreçlerinde birbirlerini etkiliyor. Müteselsil olarak işleyen bu süreçte çok paydaşlı iş birliği yapısı ve irtibat ağı hayati ehemmiyete sahip. Geçen yılki raporumuzda vurgulamış olduğumuz bu noktaların ne kadar gerçek ve değerli olduğunu Kahramanmaraş merkezli sarsıntılarda gördük, yaşadık.

    Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçtiğimiz hafta bir durum tespiti ve yol haritası açıkladı. Afete güçlü olmadığı tespit edilen önemli bir yapı stoku var. Yapıların dirençli olarak dönüştürülmesi, burada dönüşümün ekolojiye ziyan vermeden yapılması ve uygun finansman modellerinin oluşturulması çok değerli. Tüm bu süreçleri sağlıklı yürütebilmek için, İstanbul üzere bir metropolde afetle uğraşta merkezi idare, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ortasındaki uyum ise en kritik husus.

    Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran ve ülkemizin ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başşehri olan İstanbul’u etkileyecek büyük bir sarsıntının yıkıcı tesiri de çok büyük olacaktır. Şayet bugünden alacağımız tedbirlerle İstanbul’u sarsıntıya hazırlıklı hale getiremezsek yaşanacak büyük bir sarsıntı ülkemizin bağımsızlığı açısından dahi vahim sonuçlar yaratabilir. İstanbul’un sarsıntıya hazırlanmasına bir beka problemi olarak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    “Geçmişten ders alınmadığı görüldü, afet idare süreci iyileştirilmeli”

    Türkiye zelzeleye ne ölçüde hazırlıklıydı? Bu hususta neler yapılmalı?

    Aslında, başta 1999 yılındaki Gölcük sarsıntısı olmak üzere, 2011 yılındaki Van, 2020 yılındaki Elazığ ve Ege Denizi zelzeleleri, kâfi tedbirlerin alınmamasının travmatik deneyimlere sebebiyet verebileceğini açıkça göstermişti. Bu deneyimlere karşın, Kahramanmaraş merkezli zelzeleler, maalesef geçmişten kâfi ölçüde ders almamış olduğumuzu gözler önüne serdi. Afet öncesinde afet riskini azaltma ve afet sırasında ve sonrasında müdahale ve olağanlaşma konusunda daha hazırlıklı olmamız gerektiğini anladık. Afet idare sürecimizi kesinlikle güzelleştirmeliyiz. Zelzeleye ve aslında öbür afetlere de dirençli kentler inşa etmek için her şeyden evvel bilimi, bilimsel kanıyı ve liyakati temel almalı, kurumlarımızı yetkinleştirmeli, kurallarımızı etkinleştirmeli, afet idaresinde planlı ve iştirakçi bir süreci hayata geçirmeliyiz.

    “Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir”

    Ülkede 14 Mayıs’ta genel seçim yapılması öngörülüyor. Seçim, sizce bir belirsizlik yaratır mı?

    Mevcut durumda piyasa işleyişinin ve piyasa sinyallerinin zayıflamış olması aslında meçhullüğü artırıyordu. Fiyatların iktisadın gerçeğini yansıtmaz hale gelmesi özel kesimin risk ve getiri hesaplamaları yapabilmesini çok zorlaştırıyordu. Bu da yatırım kararlarının ertelenmesine, yeni istihdam yaratma kapasitesinin azalmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açıyordu. Seçim ve zelzele bu genel görüntü açısından ister istemez bir tesir yaratıyor.

    Her seçim iktisat açısından bir belirsizlik ögesi taşır. Aslında seçimler bir müddettir Türkiye’nin gündeminde. Bu çerçevede en azından seçim tarihinin netleşmiş olması belirsizliklerden birisini ortadan kaldırmış oldu.

    Genellikle seçimler öncesinde genişlemeci bir iktisat siyaseti izlenir, seçim sonrasında ise makroekonomik istikrarı önceleyen siyasetlere dönülür. Lakin sarsıntı bu beklenen süreci de etkileyecek. Zelzelenin yarattığı ekonomik maliyet ve yaraların sarılması için ek fonların devreye sokulması gerekecek. Yapılması gereken harcamaların boyutu ve niteliği de makroekonomik dinamikler üzerinde ek bir tesir yapacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun seçim sonrası ile öncesi ortasındaki ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir.

  • TÜSİAD/Turan: Teşvikten kurumlar vergisi kesintisi adaletsiz

    TÜSİAD/Turan: Teşvikten kurumlar vergisi kesintisi adaletsiz

    OLCAY BÜYÜKTAŞ

    Türkiye’nin zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandığını lisana getiren Türkiye Endüstrici ve İş İnsanları Derneği Lideri Orhan Turan, bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getirilirken öteki yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis edilmesini eleştirdi.

    Turan, sayıları 1 milyonun üzerinde olan kurumlar vergisi mükelleflerinden süreksiz vergi alınması yerine 22 bin civarındaki kurumlar vergisi teşviki almış mükelleften kesinti yapılmasının adaletsiz olduğu görüşünde.

    TÜSİAD Lideri Orhan Turan, seçim tarihi yaklaşan ülkede zelzelelerin tesirinden yapılması gerekenlere, seçimin iktisada tesirinden İstanbul’un zelzele hazırlığına Bloomberght.com’un sorularını yanıtladı.

    Depremin yaralarını sarmak için atılacak adımlar ekonomiyi nasıl etkileyecek? Bu çerçevede TBMM gündeminde olan kurumlar vergisi mükelleflerine yönelik düzenlemeyi nasıl yorumluyorsunuz?

    Makroekonomik şartların, bekleyen riskler karşısında tedbirlerin rahatça alınmasına imkan sağlayacak bir ihtiyat hissesine sahip olması çok değerlidir. Bilhassa dünyanın içinden geçmekte olduğu bu belirsizlikler ve krizler çağında çabucak her vakit her türlü riske hazırlıklı olmamız gerekiyor.

    Türkiye zelzeleye ekonomik açıdan pek de güçlü olmadığı bir ortamda yakalandı. Düşmekte olsa da yüksek bir enflasyon, dalgalı ve iç talebe dayalı bir büyüme süreci, üretim ve tüketim ortasındaki makasın açılmış olması, merkez bankası rezervlerinin güçlendirilmesi gereksinimi, yüksek bir cari açık… Beklendiği üzere zelzelenin bu tabloyu biraz daha bozması ihtimal dahilinde.

    Depremin yaralarını sarmak için seferber edilmesi gereken fonların toplamı 100 milyar dolara ulaşabilir. Bu çok önemli bir sayı. Bütçe istikrarında sene başından beri görülen bozulma ister istemez daha da şiddetlenecek. Bu çapta bir afetin yarattığı olağan dışı yıkım doğal olarak olağan dışı finansman muhtaçlığı doğurur. Lakin bu finansmanı sağlamak için bütçe gelirlerinde hangi kalemlerde bir artış yapılacağına ve/veya hangi harcamaların kısılacağına, kurumlar ve kurallar gözetilerek, tesir tahlili hesaplanarak dikkatlice karar verilmelidir. Aksi halde iktisadın uzun periyot üretim ve yatırım dinamikleri üzerinde istenmeyen tesirler ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında, zelzele nedeniyle kamunun vergi gereksinimi ortada iken bir yandan vergi ödeme alışkanlığını erozyona uğratıp rekabet şartlarını bozan vergi affı getiriyor başka yandan da eski zelzele vergisi üzere genel bütçeye dahil edilen bir ek vergi tahsis ediyoruz. Kamu finansman gereksiniminin, kamu gelirlerine esasen en yüksek katkıyı yapan kurumsal şirketlerden geçmiş devir süreçleri baz alınarak karşılanmak istenmesinin öngörülebilirlik prensibi açısından zahmetli ve vergi tabanı açısından adaletsiz olduğunu düşünüyoruz.

    Ülkemiz ulusal hasılasına en yüksek katkıyı veren, Ar-Ge yapan, yatırım ve istihdam sağlayan kurumsal şirketler, mahallî ve küresel şartlar nedeniyle zati finansal kaynaklara erişim problemi çekerken, EYT düzenlemesinin getirdiği yükü karşılamaya çalışırken, bu sefer de 2022 yılı karlarındaki istisna ve indirimlerinin üzerinden ek vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmakta.

    Deprem nedeniyle ortaya çıkan ek harcama gereksinimi, şayet vergi geliri artışı ile karşılanacaksa örneğin süreksiz kurumlar vergisi oranı artışı üzere adaletli bir metotla karşılanmasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki ek vergi ile vatandaşlardan ve şirketlerden mecburî olarak tasarruf yapmalarının istenmesi yerine verimli bir devlet anlayışı doğrultusunda kamunun da tasarruf yapması, devlet harcamalarının gözden geçirilerek gereksiz ve verimsiz harcamaların kaldırılması, acil öncelik taşımayan projelerin ötelenmesi de değerlendirmeye alınmalıdır.

    TÜSİAD olarak Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan sonra ne yaptınız?

    Öncelikle bir defa daha, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılarımıza acil şifa dilerim. Birinci günden beri tüm üyelerimizle sarsıntının yaralarını sarmak için seferber olduk. Çabucak Zelzele Takviye Ağı oluşturduk. Gerek üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla gerekse bölgedeki iş dünyası paydaşlarımız ve TÜRKONFED ile de işbirliği içinde bölgenin öncelikli gereksinimlerini karşılamaya koyulduk. Bölgede temel gereksinimler konusunda hala yapılması gerekenler var ve bu gereksinim uzun bir mühlet daha devam edecek. Üyelerimiz de tıpkı ve nakdi yardımlarına devam ediyorlar, edecekler. Yurt dışındaki iş dünyası paydaşlarımızla da afet konusunda uzun vadeli somut işbirlikleri için temastayız.

    Önümüzdeki süreçteki önceliğimiz bölgenin toplumsal ve ekonomik açıdan toparlanmasına ve istihdamın korunmasına katkı sağlamak. Afet bölgesindeki işletmelere insan kaynağı ve donanım bakım dayanağı verilmesi, ürün-hizmet alımlarında bu işletmelere öncelik sağlanması, eğitim ve psikososyal dayanaklar üzere projelerde üyelerimizle çalışıyoruz. Toplumsal dayanışma ile bölgenin yaşadığı zorluğun üstesinden daima birlikte geleceğiz.

    Kahramanmaraş merkezli sarsıntılardan ne üzere dersler çıkarmalıyız?

    Onbinlerce insanımızı kaybettiğimiz ağır bir afet yaşadık. Hala derin ıstırabı içindeyiz. Ülkemiz pek çok afetin yaşandığı bir coğrafyada. Zelzele sonrasında ve aslında hala geçerli olan en değerli mevzu uyumun sağlanması. Afet öncesi, sırası ve sonrasında merkezi ve lokal idareler, özel bölüm ve STK’lar olarak tüm paydaşların uyum içinde faal çalışmasını sağlamak zorundayız. Bilimin ışığında gerekli hazırlıkları süratle tamamlarsak, afetler başımıza geldiğinde olumsuz etkilenme düzeyimiz de azalacaktır. Yapıların inşasından başlayarak tüm süreçlerde kuralların ve kontrol düzeneklerinin en uygun formda işletilmesinin ne kadar hayati değerde olduğu da ortaya çıktı. Yaşadığımız bu afetin bize öğrettiği bir ders de eğitimin bu hususta da en temel sıkıntı olduğu. Bundan sonraki afetlerin boyutlarını azaltmak için eğitim sistemimizi okul öncesinden başlayarak analitik kanıyı ve afet şuurunu güçlendirmek üzere güzelleştirmeliyiz.

    Depremin maliyeti hakkında başta TÜRKONFED olmak üzere Dünya Bankası, EBRD ve birtakım yabancı kuruluşların raporları oldu… Sizin bu hususta bir çalışmanız oldu mu? İşgücü, sanayi, yıkılan varlıklar olarak bakıldığında nasıl bir tablo görüyorsunuz?

    Deprem yıkılan ve kullanılmaz hale gelen binalar, eşyalar, araçlar, altyapı vb. nedeniyle bir maliyet yarattı. Kullanılamaz ve yıkılması gereken binaların tespitinde birinci belirlemelerin akabinde en son kıymetlendirme süreci tamamlanınca ve ziyan gören makine parkı tespit edilince bu maliyet daha yanlışsız biçimde hesaplanabilecek.

    Depremin yarattığı maliyetin dışında bir de ortaya çıkartacağı makroekonomik tesirleri var. Bölgenin bilhassa bitkisel üretim ve küçükbaş hayvancılık açısından taşıdığı değeri dikkate aldığımızda enflasyonda ve bilhassa besin enflasyonunda bir hızlanma görmemiz muhtemel. Ayrıyeten ihracattaki hissesinin yüzde 8.5 olması, ihracat gelirlerinde de azalma riskini ortaya çıkartıyor. Yine yapılacak bina inşaatı ve ziyan gören makine parkının yerine konacak olması ithalatta artışa neden olacak. Yani sarsıntının yaratacağı olumuz makroekonomik tesirlere de hazırlıklı olmalıyız. Bu süreçte büyümenin de aşikâr bir müddet için düşmesi mümkün. Ancak bu tesirler kalıcı olmayacak. Bu süreksiz olumsuz makroekonomik tesirlerin büyük kısmını muhtemelen sene sonu gelmeden geride bırakmak mümkün olacak.

    Depremin bir öteki boyutu da işgücü, nitelikli istihdam kaybı ve afet bölgesinden öteki bölgelere büyük bir göç yaşanması. Bu göçü bilakis çevirecek ortamı oluşturmamız gerekiyor.

    “Deprem yaralarının sarılması finansmanı yapılan hesapların üzerinde olacak”

    Depremde yıkılan binaların tekrar inşasının yaratacağı maliyeti konusunda bir çalışma kelam konusu mu? Sizce nasıl bir büyüklükle karşı karşıyayız…

    Depremde tahrip olan bina ve altyapının çeşitli kestirimlere nazaran bedeli 40-50 milyar dolar civarında ağırlaşıyor. Alışılmış ortaya çıkan ziyan ile binaların, altyapının ve makine parkının yenilenmesi için bugün harcanması gereken meblağ birbirinden farklı olacak. Yıkılan binaları yeni sarsıntı yönetmeliğine nazaran inşa etmek çok kıymetli. Bu da elbette daha yüksek bir maliyet manasına gelecek. Yani zelzelenin yaralarının sarılabilmesi için ayrılması gereken finansman ölçüsü hesaplanan maliyetinin üzerinde olacaktır.

    “Yalnız kalıcı konutlar değil eğitim ve çalışma hayatı da olağana dönmeli”

    Yeniden inşa konusunda öncelik hangi alanlar olmalı ve sizce bu ne vakit tamamlanır?

    Depremin yaralarını sarmak konusunda bir önceliklendirme yapmak kolay değil. Barınma muhtaçlığı konusunda çadırlar dışında bir tahlili süratle devreye sokmak gerekiyor. Tıpkı anda kentsel altyapının tamiri ve tekrar inşası, ekonomik faaliyetin devamlılığının sağlanması, KOBİ’lerin, endüstrinin, yan endüstrinin ve esnafın tekrar üretim zinciri içinde yerlerini alması, iş imkanlarının ve çalışanların korunması gerekiyor. Bölgeden çok önemli bir göç var. Bölgenin ekonomik hayatiyetinin devam edebilmesi için bu göçün durması ve birinci etapta bölge dışına çıkanların geri dönmeye başlaması gerekiyor. Bu da bölgede ömür, eğitim ve çalışma ortam ve şartlarının olağanlaşmasına bağlı olacak. Yani sorun epeyce karmaşık ve bu nedenle karşılıklı tesirleri dikkate alarak ilerlemek gerekiyor. Örneğin elimizdeki kaynakları yalnızca kalıcı konutların bir an evvel tamamlanmasına ayırırsak, öte yandan toplumsal ve ekonomik faaliyetin devam etmesini, istihdamı ve geçim kaynaklarının sağlanmasını göz gerisi edersek bu düzenek aksar.

    Canlı hayatı, ekosistemlerin bütünlüğü ve iklim değişikliği ile gayret açısından orman ekosisteminin kritik değer taşıdığını da hatırda tutmalıyız. Tüm planlamalarımız ekosistemlerin bütünlüğü ve ormanlarımızın korunması gözetilerek yapılmalı. Afetlerde atık ve enkaz da hem yüksek hacimde hem de etraf ve sıhhat riskleri yaratacak nitelikte oluyor. Afetler sonrası oluşan atıkların özel bir atık idaresi yaklaşımıyla bertaraf edilmesi ve bu tarafta kısa müddette güçlü bir mevzuat düzenlemesinin hazırlanması kıymetli. Bütün bu ögeleri bir ortada düşünmek, planlamak ve çözmek zorundayız.

    Depremin en mağdur kesitleri kimler?/Neden?

    Mağduriyetler ortasında bir sıralama yapılamaz hiç elbet. Zelzelenin hem maddi hem de manevi açıdan yıkıcı tesiri çok büyük. Tesirler yalnızca fizikî de değil. Tüm depremzedeler için ruhsal dayanak kritik ehemmiyette. Yaşadığımız afetin olumsuz tesirlerini azaltabilmek için kimseyi geride bırakmama unsuruna sıkı sıkıya sarılmaya, kırılgan kümelerin özel taleplerine kulak vermeye, eşitsizliklerle faal halde gayret etmeye kıymet vermeliyiz.

    Afetler, savaşlar, krizler bayanları erkeklere nazaran daha olumsuz etkiliyor. Bu nedenle zelzelenin yaralarını sararken toplumsal cinsiyete hassas kriz idaresi stratejilerine öncelik vermeliyiz. Afet bölgesinde şiddete sıfır tolerans prensibiyle güvenliğin yanı sıra barınma, sıhhat, eğitim, istihdam üzere tüm alanlarda bayanların görüşleri ve muhtaçlıklarını kapsamlı halde ele almalıyız.

    Hayatlarının erken periyodunda böylesine bir travmayla karşı karşıya kalmış olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi ve rehabilitasyonu da en büyük önceliklerimiz ortasında yer almalı. Bu noktada, ülke çapında üniversitelerde uzaktan eğitime geçilmesi kararının da en kısa müddette gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira üniversiteler ve yerleşkeler yalnızca öğrenme alanı değil. Gençlerin toplumsal ve duygusal etkileşim açısından bir ortada olması ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi kıymetli.

    Bir de İstanbul’da beklenen sarsıntı kelam konusu. Ülke iktisadı ve endüstrisinin kıymetli bir kısmını barındıran kent için nasıl bir çalışma yapılmalı?

    Depremin meydana getirebileceği hasarlar, alınacak tedbirler ve yapılacak hazırlıklar ile azaltılabilir ve hatta engellenebilir. Biz sürece bu türlü bakıyoruz. Afetlerle ilgili farkındalığın geliştirilmesinde meslek örgütlerinin, bölüm derneklerinin, genel olarak iş dünyasının üstlendiği ve üstleneceği rol de çok kıymetli. TÜSİAD olarak, sarsıntı konusunu üyelerimizin gündeminde daima tutabilmeyi, özel bölümün zelzeleye hazırlığı konusunda farkındalık oluşturmayı, yeterli örnekler yaratmayı ve paylaşmayı önemsiyoruz. Bu emelle Sarsıntı Misyon Gücü’nü kurmuş ve iş dünyasının sarsıntıya hazırlığı konusunda iki rapor yayınlamıştık. Halihazırda işletmelerin zelzele öncesi-sırası-sonrası aksiyonları için yol gösterici bir kılavuz üzerinde çalışıyoruz.

    Belirsizliğe Hazırlanmak: Bölümler İstanbul Sarsıntısına Ne Kadar Hazır? başlıklı raporumuzda afet hazırlık kapasite ve dayanıklılığının arttırılması sürecinde bölümler ortasındaki iş birliğinin ve bağlantının kritik bir değere sahip olduğunu vurgulamıştık. Güç, bilgi ve irtibat, ulaştırma ve lojistik, tarım ve besin kesimleri afet süreçlerinde birbirlerini etkiliyor. Müteselsil olarak işleyen bu süreçte çok paydaşlı iş birliği yapısı ve bağlantı ağı hayati kıymete sahip. Geçen yılki raporumuzda vurgulamış olduğumuz bu noktaların ne kadar yanlışsız ve kıymetli olduğunu Kahramanmaraş merkezli zelzelelerde gördük, yaşadık.

    Son olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçtiğimiz hafta bir durum tespiti ve yol haritası açıkladı. Afete güçlü olmadığı tespit edilen önemli bir yapı stoku var. Yapıların dirençli olarak dönüştürülmesi, burada dönüşümün ekolojiye ziyan vermeden yapılması ve uygun finansman modellerinin oluşturulması çok kıymetli. Tüm bu süreçleri sağlıklı yürütebilmek için, İstanbul üzere bir metropolde afetle gayrette merkezi idare, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ortasındaki uyum ise en kritik mevzu.

    Türkiye nüfusunun neredeyse beşte birini barındıran ve ülkemizin ticaret, iş, yatırım, finans ve turizm başşehri olan İstanbul’u etkileyecek büyük bir zelzelenin yıkıcı tesiri de çok büyük olacaktır. Şayet bugünden alacağımız tedbirlerle İstanbul’u sarsıntıya hazırlıklı hale getiremezsek yaşanacak büyük bir sarsıntı ülkemizin bağımsızlığı açısından dahi vahim sonuçlar yaratabilir. İstanbul’un sarsıntıya hazırlanmasına bir beka sıkıntısı olarak yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

    “Geçmişten ders alınmadığı görüldü, afet idare süreci iyileştirilmeli”

    Türkiye sarsıntıya ne ölçüde hazırlıklıydı? Bu hususta neler yapılmalı?

    Aslında, başta 1999 yılındaki Gölcük sarsıntısı olmak üzere, 2011 yılındaki Van, 2020 yılındaki Elazığ ve Ege Denizi sarsıntıları, kâfi tedbirlerin alınmamasının travmatik deneyimlere sebebiyet verebileceğini açıkça göstermişti. Bu deneyimlere karşın, Kahramanmaraş merkezli zelzeleler, maalesef geçmişten kâfi ölçüde ders almamış olduğumuzu gözler önüne serdi. Afet öncesinde afet riskini azaltma ve afet sırasında ve sonrasında müdahale ve olağanlaşma konusunda daha hazırlıklı olmamız gerektiğini anladık. Afet idare sürecimizi kesinlikle güzelleştirmeliyiz. Sarsıntıya ve aslında başka afetlere de dirençli kentler inşa etmek için her şeyden evvel bilimi, bilimsel kanıyı ve liyakati temel almalı, kurumlarımızı yetkinleştirmeli, kurallarımızı etkinleştirmeli, afet idaresinde planlı ve iştirakçi bir süreci hayata geçirmeliyiz.

    “Seçimin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir”

    Ülkede 14 Mayıs’ta genel seçim yapılması öngörülüyor. Seçim, sizce bir belirsizlik yaratır mı?

    Mevcut durumda piyasa işleyişinin ve piyasa sinyallerinin zayıflamış olması esasen meçhullüğü artırıyordu. Fiyatların iktisadın gerçeğini yansıtmaz hale gelmesi özel bölümün risk ve getiri hesaplamaları yapabilmesini çok zorlaştırıyordu. Bu da yatırım kararlarının ertelenmesine, yeni istihdam yaratma kapasitesinin azalmasına ve büyümenin zayıflamasına yol açıyordu. Seçim ve sarsıntı bu genel görüntü açısından ister istemez bir tesir yaratıyor.

    Her seçim iktisat açısından bir belirsizlik ögesi taşır. Aslında seçimler bir müddettir Türkiye’nin gündeminde. Bu çerçevede en azından seçim tarihinin netleşmiş olması belirsizliklerden birisini ortadan kaldırmış oldu.

    Genellikle seçimler öncesinde genişlemeci bir iktisat siyaseti izlenir, seçim sonrasında ise makroekonomik istikrarı önceleyen siyasetlere dönülür. Lakin zelzele bu beklenen süreci de etkileyecek. Zelzelenin yarattığı ekonomik maliyet ve yaraların sarılması için ek fonların devreye sokulması gerekecek. Yapılması gereken harcamaların boyutu ve niteliği de makroekonomik dinamikler üzerinde ek bir tesir yapacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun seçim sonrası ile öncesi ortasındaki ekonomik şartlar ve siyasetler farklılaşabilir.

  • Kızılay Başkanı Kerem Kınık’tan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kızdıracak sözler

    Kızılay Başkanı Kerem Kınık’tan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kızdıracak sözler

    Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın CNN Türk’teki katıldığı bir programdaki “Afet operasyonunun içinde askeri konumlandırmazsanız yanlış yaparsınız. Kendi içerinizde sivil asker işbirliği mekanizmanız geçmiş dönemlerde çökertildiği için bu mekanizmadan faydalanamıyorsunuz.” sözleri dikkat çekti.

    CNN Türk canlı yayınına katılan Kınık, afet koordinasyonunu şu ifadelerle eleştirdi:

    “Afet yönetiminin yeniden ele alınması lazım. Sahada bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şey şu an çadır değil, teyit edilmiş bilgi ve koordinasyon gücü. ABD’de hastane öncesi acil, ilk yardım, arama kurtarma bütün bu sorumluluklar itfaiyededir. Üç tane meslek grupları var itfaiyeciler, doktorlar ve askerler.

    Askerler zaten olağanüstü durum için, afet için yetiştirilmiş insanlardır. Siz afet operasyonunun içerisinde askeri konumlandırmazsanız, askeri kapasiteyi konumlandırmazsanız yanlış yaparsınız.”

  • Bakan Soylu’dan fahiş kira artışları konusunda çağrı: Deprem kadar acıtıcı bir gerçek, ihbar edin

    Bakan Soylu’dan fahiş kira artışları konusunda çağrı: Deprem kadar acıtıcı bir gerçek, ihbar edin

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Diyarbakır Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’nde açıklamalarda bulundu.

    “KİRACI ÇIKARTMAK DOĞRU BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR”

    Konuşmasında fahiş kira artışlarına dikkat çeken Bakan Soylu, “Fahiş kira artışları deprem kadar acıtıcı bir gerçek. Bu bizi üzmektedir.Devlet olarak gereğini yerine getiriyoruz. ‘Kiracıyım, oturuyorum, sen çıkacaksın’ diyor. İnsanlara ikinci afet yaşatmanın gereği yok. Böyle bir şeyi istemek doğru bir yaklaşım değil, fahiş fiyat artışları doğru değildir. Vatandaşlarımızdan karakol, 112 dahil başvurabilecekleri her yere başvurmalarını istiyoruz. Kiracı çıkartmak doğru bir yaklaşım değildir. Deprem bölgesindeki şehirlerin boşaltılması ve nefeslendirilmesi; gerek arama kurtarma çalışmalarının gerek enkazların hızlı şekilde kaldırılması için strateji olarak uyguladık” dedi.

    “TÜM UNSURLARIMIZLA BU AFETE DİRENDİK”

    İçişleri Bakanı Soylu’nun açıklamaları şöyle:

    “Bu afetin büyüklüğünü deprem olarak tanımlamak, bu afeti tam olarak anlatamamak gibi bir anlayışla karşı karşıya bırakır. Bu kadar yaygınını, bu kadar insanı etkileyeni görmedik, tecrübe etmedik. Şu anda ne kadar enkaz kaldırılacağına dair aşağı yukarı hesap ediliyor. Sadece Hatay’ın Antakya’sında 15 milyon ton. 3-4 ay içerisinde bitirilebilecek bir enkazdan bahsediyoruz. 26 binin üzerinde arama-kurtarma çalışması yapılan bina var. Bütün bunlar 3 Hollanda büyüklüğü olan 110 bin kilometrekarelik bir alanla karşı karşıya kaldık.

    Ülkemizin tüm unsurlarıyla bu afete direndik. Bugün 20’nci gündeyiz. Arama-kurtarma çalışmaları tamamlandı, enkaz kaldırma çalışmaları başladı. Her tarafa en kısa sürede gidildi. Güvenlik sağlandı. Birkaç münferit olayın dışında kaosa sebebiyet verecek güvenlik zafiyeti yaşamadık.

    “BAZI İL VE İLÇELERDE HAYAT TAMAMEN DURDU”

    Yeni yerlerin planlanması konusunda adımlar atılıyor. Kurumlarla bir araya gelerek yerlerin neresi olacağı tartışıldı. Şehirlerin bir hafızası var. Bu kadar büyük bir süreç içerisinde yeni yapılacak yerlerin nerede olması lazım geldiği, şehrin yaşam biçiminin nerede devam etmesi lazım geldiği görüşülüyor. Hem bilime hem şehre açık süreç devam ediyor. Konteyner şehirlerle hazırlıklar sürüyor. Ağır, orta hasarlı toplam müracaat 421 bin oldu. 136 bin kişi konteynerda yaşamak isterim. Burada başvurular devam ediyor, altyapı hazırlıkları sürüyor. 93 bin 623 konteynerın hazırlıkları yapıldı. Bunların 70 bini tamamlandı. Kiracılara 3 bin, ev sahiplerine 5 bin kira yardımı yapılıyor. Bazı il ve ilçelerde hayat tamamen durdu. Organize sanayilerden esnafa kadar tüm destekler gerçekleştiriliyor. Bazı alanlarda geçici esnaf dükkanları oluşturularak şehrin hayatın canlılığını sağlayacak adımlar atılacak.

    “ASKER KIŞLADAN ÇIKMADI” İDDİASINA YANIT

    ‘Deprem sabahı askerin çıkmasın müsaade edilmedi’. Defalarca cevap verdik. Topyakun mücadele ederken birileri yalan mücadelesine devam ediyorlar. Deprem 04.17’de oldu. Biz 05.00’te AFAD’daydık. 04.21 gibi Cumhurbaşkanımıza ilk bilgiyi verdik. Depremin 7.7 olduğunu arz ettik. Biz AFAD’a geçtik. Saat 07.00 gibi uluslararası yardım istedik. Uluslararası yardım istediğimiz yerde askerimiz, polisimiz teyakkuz halinde. Bunu zafiyet alanı olarak ortaya koymak çok yakışmadı, ayıp edildi. Burada kurumların, insanların, kişilerin üzerinden bir yıpratmanın kimseye faydası olmayacağını, buradan umut oluşturmanın hepimizin sorumluluğu olduğunu hatırlatmak istiyorum. Güvenlik konusunda da işin başından itibaren bu bölgedeki güvenlik sayısını 3 katına çıkardık.Ağır hasarlı binalar için artçı depremler devam ediyor. Vatandaşlarımızın uzak durması esastır. Yaşadığımız acı tecrübeleri tekrar yaşarız. Artçı depremler devam etmektedir. Çağrılarımıza kulak verilmesi ve hareket edilmesi esastır.”

  • Seçimler yapılacak mı? Gözlerin çevrildiği ittifak ortağı Bahçeli’den tek cümlelik yorum

    Seçimler yapılacak mı? Gözlerin çevrildiği ittifak ortağı Bahçeli’den tek cümlelik yorum

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dün afet bölgesini ziyaret eden MHP lideri devlet Bahçeli, TBMM’de partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Konuşmasında siyasetteki seçim tartışmalarına da değinen Bahçeli’den tek cümlelik bir yorum geldi. Bahçeli açıklamasında “Ne sandıktan kaçarız ne demokrasiyi yok sayarız” ifadelerini kullandı.

    Bahçeli’nin açıklamalarından satırbaşları şu şekilde;

    “Depremden menfaate devşirmek isteyenler hata yapar. Milli felaketlerde ortak aidiyet ve hassasiyet paydasında uzlaşamayanlar insani değerlere her yönüyle yabancılaşan mihraklardır. Fırsatçılığın karanlığından istifade ede etiketleri arttıranlar, kiraları artıranlar, kasasını doldurmak için hareket edenler bu milletin bir ferdi olamayacağı gibi şerefli de sayılamazlar. Depremden Menfaat devşirmenin arayışında olanlar ahlaksızlığın markalarıdır. Bunları tek tek not aldığımız da bilinmelidir. Tektonik mirası, jeolojik müktesebatı, meteorolojik özellikleri ile Türkiyemiz doğal afetlerin risk ve tehlikelerine her zaman açıktır. Depremi fırsata çevirenler, kasasını dolduranlar, bu milletin ferdi olamayacağı gibi şerefli de sayılamazlar. Depremler ve afetler bundan sonra da yaşanacaktır.

    “HAZIRLIKLI OLMALIYIZ”

    İstanbul için dillendirilen felaket senaryolarının bütün ihtimallerini değerlendirip muhtemel depremlere hazırlıklı olmalıyız. Depreme ve ilgili yönetmeliklere uygun, dayanıklı binalar yapmaktan başka seçenek yoktur. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır. Kaybedecek zamanımız yoktur. Cumhur İttifakı olarak biz bu ağır yükü kaldırırız. Bedeli ne olursa olsun Türkiye’mize sahip çıkarız.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2021 yılında açıklanan yeni kentsel dönüşüm vizyonuna göre 6.7 milyon riskli yapı tespit edilmiştir. Acilen eyleme geçmek lazımdır. Her yıl 300 bin binanın dönüştürülmesi planlanmıştır. Doğal afetler bundan sonra da kaçınılmaz şekilde yaşanacaktır. Etkin bir denetim mekanizması ile hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır.”

    “YENİDEN İNŞA EDECEK GÜCÜMÜZ VAR”

    Yapı stokunun yüzde 70’nin 1999 öncesi yapıldığı dikkate alındığında bir an önce harekete geçilmelidir. Muhtemel depremlere hazır olmalıyız. Kaybedecek zamanımız yoktur. Devlet her şeye hakimdir. İftiralar ise beyhudedir. Acımız büyüktür. Dayanışma olmadan geleceği kucaklamak mümkün değildir. Şehirlerimizi yeniden inşa edecek gücümüz vardır. Hükümet verimli ve etkin bir yöntemle yaraları sarıyor.

    “ADALET ÖNÜNDE HESAP SORULACAKTIR”

    Türkiye’nin yıkımını bel bağlayan çürük çarık zihniyetlerin maalesef gözünü siyasi ikbal hırsı bürümüştür. İktidarın kaybetmesi uğruna vatanın ve milletin kaybetmesine oynayanlarla nasıl bir arada yaşayacağız. Kahramanmaraş depreminin enine boyuna tüm boyutlarıyla konuşulacağı günler elbet gelecek. Sorumlulardan adalet önünde hesap sorulacaktır. Yıkılan binalarla ilişkili olan ahlaksız müteahhitlerin kapsamına alan o soruşturma süreci de işlemektedir.

    SİYASETTE SEÇİM TARTIŞMASI

    Ayrıca bir insanımız dahi enkaz altındayken haksız ve hayasız siyasi eleştiri yapmak, seçim tarihi ile spekülasyon üretmek vebaldir. Bu vebal zillet ittifakını teşkil eden her partinin hissesine eşit olarak düşmüştür. Arama kurtarma faaliyetleri devam ederken devleti ve hükümeti sistematik şekilde suçlamak terbiyesizliktir. Siyasi hesap yapıyor olmak insafsızlıktır. Diyorlar ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yüzünden acılar artmış. Afet iyi yönetilememiş. Diyorlar ki yardım faaliyetlerinin doğru koordine edilemediğinden felaketin boyutları vahim seviyeye ulaşmış. Ülkemizin en acil ihtiyacının yeni ve etkin bir iktidar olduğunu kaydetmişler.

    “YERE BATSIN SİZİN SİYASETİNİZ?”

    Sizde hiç mi Allah korkusu kalmadı? Yere batsın sizin siyasetiniz. Böyle bir ucuz ve meczup siyasete nasıl saparsınız? Rahat olun, biraz sabredin, Türk Milleti sizin boyun ölçünüzü yakında sandığa gömerek ilan edecektir. Ne sandıktan kaçarız ne demokrasiyi yok sayarız. Acılarımızın ortasında seçim polemiği yapan zillet ittifakı paranoyaktır. Askerler nerede dediler, kahramanlar her yerdeydi. Karamsarlık aşılayıp kriz ikmali yapan bu kimliksizler koordinasyondan ne anladıklarını, nereye varmak istediklerinin mertçe açıklayacak yürekliliğe sahipler midir?”

  • Türkiye’yi yasa boğan zelzelede can kaybı artıyor

    Türkiye’yi yasa boğan zelzelede can kaybı artıyor

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş merkezli sarsıntılarda 5 bin 894 kişinin hayatını kaybettiğini, 34 bin 810 kişinin yaralandığını bildirdi.

    Oktay, merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan ve 10 ili etkileyen zelzelelere ait açıklamalarda bulundu.

    Depremde şu ana kadar 5 bin 894 vatandaşın hayatını kaybettiğini aktaran Oktay, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.

    Deprem bölgelerinde çalışmaların tüm süratiyle sürdüğünü vurgulayan Oktay, 34 bin 810 yaralının bulunduğunu, yıkılan bina sayısının 5 bin 775, enkazdan kurtarılanların ise 8 bin civarında olduğunu kaydetti.

    Yaralılara Allah’tan acil şifalar dileyen Oktay, “Arama kurtarma faaliyetlerimiz devam ediyor. Enkaz altında bulunan son vatandaşımıza ulaşana kadar bu çalışmalar devam edecek. Toplamda 16 bin 139 arama kurtarma takımımız şu anda fiilen alanda. Tüm vilayetlerimiz ve ilçelerimize sevk etmiş durumdayız.” dedi.

    Uluslararası alandan ve yerelden takımları de alana sevk edeceklerini belirten Oktay, bu gece ağır bir operasyonla bilhassa Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş’a ve spesifik alanlara grupları havadan sevk etmeyi sürdüreceklerini bildirdi.

    Oktay, bugünkü hava kurallarının hava operasyonlarına müsaade ettiğini lisana getirerek “O da bizim işimizi biraz daha kolaylaştırdı, süratli yapmamızı sağladı.” diye konuştu.

    “Tüm ünitelerden 60 bin 218 kişi sahada”

    Deprem alanında 4 bin 794 iş makinasının bulunduğunu, yabancı ülkelerden gelen arama kurtarma takımlarında 3 bin 251 kişinin yer aldığını aktaran Oktay, 2 bin 400 civarında arama kurtarmacının da daha yabancı ülkelerden geleceğini aktardı.

    Oktay, Türkiye’den 1500’e yakın ek arama kurtarma takımını alana sevk edeceklerini bildirdi.

    Toplamda tüm ünitelerden 60 bin 218 kişinin alanda görevlendirildiğini belirten Oktay, “Tüm arkadaşlarımız alanda canhıraş, gece, gündüz, 24 saat aslıyla çalışmalarına devam etmekteler.” dedi.

    Oktay, Jandarma Arama Kurtarma takımları, Türk Silahlı Kuvvetleri Arama Kurtarma takımları, Ulusal Savunma Bakanlığı ve ilgili tüm ünitelerin alanda olduğunu söz etti.

    Sahada 750 civarında vinç bulunduğunu kaydeden Oktay, bunların arama kurtarma gruplarının çalışmalarını önemli manada kolaylaştırdığını vurguladı. Oktay, toplam 4 bin 794 aracın zelzele bölgesinde misyon aldığını söyledi.

    “Helikopterler gece de çalışmalarını sürdürüyor”

    Tüm havalimanlarının kullanılmaya başlandığını lisana getiren Oktay, bilhassa Adana Havalimanı’nın lojistik boyutunda işleri hızlandırdığının altını çizdi.

    Oktay, bugün 36’yı bulan helikopter ve çok sayıda uçağın alanda olduğunu, yalnızca karadan değil, havadan da zelzele bölgelerinde çalışmalar yapıldığını belirterek gece görüşü olan 16-17 helikopterin çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı.

    Sahra hastanesi kurulan yerlerin olduğunu aktaran Oktay, kısmi hasarlı hastanelerin de değerlendirildiğini, bunların Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Diyarbakır’da olduğunu söyledi.

    Barınma konusunda Ulusal Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerin imkanlarının kullanıldığını tabir eden Oktay, “Şu anda buradaki imkanları kıymetlendiren Ulusal Eğitimde 301 bin 502’ye ulaşmış durumda. Gençlik Spor ve üniversiteleri de 150 bin 368 vatandaşımız kıymetlendiriyor. Toplamda 451 bin 880 kişi buralarda gerek barınma gerekse de beslenme gereksinimlerini karşılıyorlar.” dedi.

    “Çadır ve battaniye dağıtımı sürüyor”

    Afet bölgesinin dışında 1 milyon 100 binlik bir barınma alanı kapasitesi oluşturduklarını belirten Oktay, buna ait vilayetlerin AFAD’ın resmi sitesinde ilan edileceğini, vatandaşların, valiliklere başvurarak ya da belirlenen alanlardan tahliye yoluyla bundan yararlanabileceğini söyledi.

    Afet bölgelerinde çadır kentlerin kurulduğunu, çadır ve battaniye dağıtımı yaptıklarını lisana getiren Oktay, 1 milyona yakın battaniyenin dağıtımda olduğunu, bunu 1,5-2 milyona taşımayı dilek ettiklerini söyledi.

    Oktay, hem alanda olan hem de teslimat basamağına gelen çadırların sayısının 100 bini bulduğunu aktardı.

    “Nurdağı, gidiş geliş olarak ulaşıma açıldı”

    Dün afet bölgesine gelen yollarda tipiden ve çok yağıştan ötürü kapananlar bulunduğunu anımsatan Oktay, buraların tamamının açıldığını söyledi. Nurdağı’nda da afetten kaynaklı bir birikme olduğunu aktaran Oktay, bugün de o bölgenin gidiş geliş olarak ulaşıma açıldığını belirtti.

    Oktay, konteyner kent kurulumuyla ilgili çalışmaların da başladığını anlattı.

    Kurumların bölgede çok kıymetli çalışmalar yaptığını anlatan Oktay, Ulusal Eğitim Bakanlığının çalışmalarından örnekler paylaştı ve tüm kurum ve kuruluşlara eforları için teşekkür etti. Oktay, Kızılayın da beslenme gereksinimi noktasında ağır uğraş sarf ettiğini diye getirdi.

    Dün prestijiyle trafo merkezlerinden 6’sında sorun olduğunu anımsatan Oktay, bunlardan 3’ünün bakımının tamamlandığını, artık elektriğin daha rahat verebilecek durumda olduğunu, bu mevzuda denetimli biçimde hareket edileceğini bildirdi.

    Haberleşmede de birebir güzelleşmenin görüldüğünü aktaran Oktay, elektrik verilemeyen yerlere 1500 civarında jeneratör gönderildiğine, yarın gece prestijiyle bunların tamamının ulaşmış olacağına ve haberleşme meselesinin yarın prestijiyle büsbütün çözülmüş olacağına dikkati çekti.

    Doğal gaz iletimi konusuna değinen Oktay, “Doğal gazın verileceği alanların denetim edilerek verilmesi gerekiyor, onlar denetim edilecek, hasebiyle perşembe günü bu denetimlerle birlikte çabucak hemen tüm afet bölgesinde doğal gazı veriyor olacağız inşallah.” dedi.

    Akaryakıtta Nurdağı’ndaki kapanmadan kaynaklı meselelerin giderildiğini anlatan Oktay, “651 tanker aslında yollardaydı, şu anda onlar yaklaşık 150-200’e ulaşmış durumda. Geriye kalan da tamamı gece uzunluğu daima ulaşıyor. Ek ikinci bir 650 seyyar tanker de yeniden bölgeye ulaştı ve ulaşıyor.” bilgisini paylaştı.

    Depremden etkilenen vilayetlerden Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Adana’da öbür vilayetlere nazaran rahatladıklarını belirten Oktay, bu nedenle tüm kapasiteyi geriye kalan 6 vilayette ağırlaştırdıklarını vurguladı.

    Ulaştırma konusunda hoş bir haber paylaşmak istediğini söz eden Oktay, “Aslında buradaki bütün çalışmaları rahatlatan ana ögelerden birisi de bu idi, güçte olduğu üzere. Orada da çabucak hemen kapalı yolumuz, afet bölgesine bizim lojistik manada takviye verebilmemizle ilgili bize problem verebilecek kapalı hiçbir yolumuz kalmamıştır.” dedi.

    “Çalışmalar AFAD uyumunda yürümek zorunda”

    Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Oktay, kurtarma çalışmalarına ait bir soru üzerine son yüzyılın en büyük sarsıntılarından birinin yaşandığına işaret etti. Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber etmiş durumda olduğunu söyleyen Oktay, arama kurtarma gruplarının tamamının alana sevk edildiğini vurguladı. Milletlerarası alanda da yardım teklifinde bulunan ülkelere “İlk etapta arama kurtarma ve medikal boyutta dayanak verebilirsiniz.” dediklerini hatırlatan Oktay, “Oradan gelen yardımların tamamını ilin muhtaçlıkları doğrultusunda büsbütün alana iletmiş durumdayız. Hasebiyle 16 binin üzerinde şu anda ve ek olarak daima iletiyoruz. Elimizden gelen tüm imkanları seferber etmiş durumdayız. Bu çalışmalar sonuna kadar devam edecek.” formunda konuştu.

    Uluslararası kimi yardım kuruluşlarının reddedildiği tarafında savlar bulunduğunun hatırlatılması üzerine Oktay, AFAD’ın, Türkiye’nin afet ve acil durumları ile alakalı bir şemsiye kuruluş olduğunu lisana getirdi. Oktay, şunları söyledi:

    “Bunun manası şu, hangi bakanlık olursa olsun, hangi kurum olursa olsun Cumhurbaşkanlığı da buna dahildir, hangi sivil toplum örgütü olursa olsun, hangi güvenlik ünite olursa olsun, yurt içi yahut yurt dışı, herkes bu çalışmaya katılabilir lakin tamamının bir uyum içerisinde yapılması değerlidir. Türkiye Afet Müdahale Planı dediğimiz çok önemli bir çalışma, bütün kurumlar ve sivil toplum örgütlerinin de iştiraki ile yapılmış bir çalışmadır. Münasebetiyle bu büyüklükteki bir afetin birbirinden uyumsuz biçimde yapılıyor olması düşünülemez. AFAD uyumunda yürümek zorundadır. Aksi takdirde büsbütün anarşi doğurur. Reddedilmez, zati yurt dışından gelenleri de içeriden gelenleri de kabul ediyor ve alana yansıtıyor. Bu türlü bir şey mümkün değil. Uyumun sağlanması ile alakalı bir yaklaşım.”

    “Yangının söndürülmesi için tüm imkanlar seferber edildi”

    İskenderun Limanı’ndaki yangın söndürme çalışmalarına ait soru üzerine Oktay, bu mevzuda kıymetli bir kademeye gelindiğine işaret ederek şunları kaydetti:

    “Deniz Kuvvetlerimizden denizden de yangının söndürülmesi ile alakalı takviye aldık ve sönmek üzereydi. Biraz evvel aldığım bilgi, tekrardan hızlandığıyla alakalı. Elimizde kaynaklar var, söndürmeye çalışıyoruz ve inşallah söndürüyor olacağız. Deniz Kuvvetleri de dahi büsbütün imkanlar seferber edilmiş durumda.”

  • Türkiye’yi yasa boğan sarsıntıda can kaybı artıyor

    Türkiye’yi yasa boğan sarsıntıda can kaybı artıyor

    Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 4.17’de 7,7; Elbistan ilçesinde saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde zelzele olurken, Gaziantep’te de büyüklükleri 6,4 ile 6,5 olan iki zelzele meydana geldi.

    Afet ve Acil Durum İdaresi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye nazaran, zelzele saat 4.17’de, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde gerçekleşti.

    Öte yandan AFAD’ın internet sitesinde yer alan bilgiye nazaran 04.26’da Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde 6,4 büyüklüğünde ve saat 04.36’da Gaziantep’in İslahiye ilçesinde 6,5 büyüklüğünde zelzele meydana geldi.

    AFAD Lideri Sezer: 2 bin 921 vatandaşımız hayatını kaybetmiş durumda

    İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum İdare Lideri (AFAD) Yunus Sezer, Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli, 10 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki zelzelelerde 2 bin 921 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

    Sezer, AFAD Acil Durum İdare Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

    “Maalesef hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısında da artışlar var. 2 bin 921 vatandaşımız hayatını kaybetmiş durumda, 15 bin 834 yaralımız kelam konusu.” bilgisini veren Sezer, 65 ülkeden yardım ve takviye talebi olduğunu, kelam konusu ülkelerin takımları gelince afet bölgesine nakledileceğini belirtti.

    Sezer, arama kurtarma çalışmalarına ait şunları söyledi:

    “243 artçı zelzele meydana geldi. Bölgede bakanlarımızın uyumunda 30 valimiz ve 47 kaymakamımız her vilayet ve ilçede vazife yapmaktadır. 16 bin 400 çalışanımız ile yabancı ülkelerden gelen işçilerle bir arada şu anda afet bölgelerinde ağır bir çalışma var. Başka taraftan da kış koşullarından ötürü çadır hem de barınma muhtaçlıkları için öbür barınma gereçlerini de bir formda sağlayarak afet bölgesine gönderiyoruz. Şu ana kadar 65 bin kadar çadır ve çadır içi materyal afet bölgesine gönderilmiş durumda.”

    Hava yoluyla da afet bölgelerine nakillerin devam ettiğini lisana getiren Sezer, “Havanın müsaade ettiği ölçüde hava koridorunu daha faal bir halde kullanarak, tüm arama kurtarma işçilerimizi de oraya göndermeyi düşünüyoruz. 300 binin üzerinde battaniye ve öbür ısıtıcı tipi gereçlerimiz gönderilmiş durumda.” diye konuştu.

    Barınma gereksiniminin karşılanması için vatandaşları yatakhanelerde konuk ettiklerini anlatan Sezer, şunları kaydetti:

    “Şu an kadar Gençlik ve Spor Bakanlığımıza ve Ulusal Eğitim Bakanlığımıza ilişkin yatakhanelerde vatandaşlarımız konuk edilmektedir. İkram araçları ve taşınabilir mutfaklarımızla birlikte tüm sivil toplum kuruluşlarımız afet bölgesinde. Ülkemizin bütün imkanlarını afet bölgesine Adana’dan, Gaziantep’ten Malatya’ya kadar havaalanlarımız kullanılarak buradaki işçi sayılarımızı destek ettiğimizi ve alanda arama kurtarma faaliyetlerini devam ettirdiğimizi belirtmek istiyorum.”

    “Ulaşılamayan bir bölge yok”

    Sezer, arama-kurtarma çalışmalarının ağır bir formda devam ettiğini belirtti.

    Gazetecilerin sorusu üzerine Sezer, afet sonrasında ulaşılamayan bir bölge bulunmadığını bildirdi.

    Sezer, Azerbaycan dahil olmak üzere 40’ın üzerinde ülkeden de yardım teklifi olduğu bilgisini paylaştı.