Etiket: Yılında

  • Özlem Balcı kimdir? Özlem Balcı kaç yaşında, nereli? Özlem Balcı hayatı ve biyografisi!

    Özlem Balcı kimdir? Özlem Balcı kaç yaşında, nereli? Özlem Balcı hayatı ve biyografisi!

    Yorumları ve tespitleri ile katıldığı programlarda dikkatleri çeken Özlem Balcı hakkında araştırmalar yapılıyor. Özlem Balcı kimdir? Özlem Balcı kaç yaşında, nereli? Özlem Balcı hayatı ve biyografisi!

    ÖZLEM BALCI KİMDİR?

    Özlem Balcı (d. 25 Mart 1984, Muğla), Türk yapımcı, dizi ve sinema oyuncusu. Özlem Balcı, ilk ve orta öğrenimini Fethiye’de gördü. Çalışmaya öğrenciyken başladı. Lise’de yerel kanallardan F Radyo & TV’de DJ’lik yaptı. Aynı kanalda haber spikerliği, metin yazarlığı ve haber muhabirliği yaptı. Köyümüzde Özlem programında sunucu, Sabah Şekerleri programında yönetmenlik görevini üstlendi. Özlemce isminde kendi programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. Muğla’nın yerel kanallarından Şah TV’de haber spikerliği yaptı. Çeşitli görevlerinden dolayı ödüller kazandı. 2001 yılında Çankaya Üniversitesi İ.İ.B.F. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazandı. Tatil dönemlerinde Fethiye’de bir tatil köyünde çocuk animasyonu ve halkla ilişkiler alanlarında çalıştı. Çalıştığı kurum bünyesinde animasyon aktivitelerine İngilizce tiyatro oyunları koyarak yönetmenlik yaptı. Çeşitli alanlarda dersler verdikten sonra üniversite eğitiminin üçüncü senesinde okulu bırakıp M.S.M’de tiyatro eğitimleri almaya başladı.

    Kariyeri

    Balcı, oyunculuk kariyerine küçük rollerle başladı. 2006 yılında Arka Sokakalr dizisinde Makbule karakteriyle televizyona adım attı. 2007-2008 yıllarında Doktorlar dizisinde “Aslı” karakterini canlandırdı. Aynı yıl Annem dizisinde İstanbul, Dudaktan Kalbe dizisinde “İnci” karakterini, Hepsi1 dizisinde ise “Özlem” karakterini canlandırdı. 2008-2009 yıllarında sırasıyla Akasya Durağı, Ece, Yalancı Romantik, Yol Arkadaşım, Zülfikâr, İpsiz Recep, Ah Kalbim ve Unutulmaz dizilerinde rol aldı. Aynı yıllar arasında ilk sinema deneyimini Süper Ajan K9 filmiyle yaptı. 2010 yılında Umut Yolcuları adlı dizide “Deniz” karakterini, 2011 yılında Canan dizisinde ise “Elif Öğretmen”i canlandırdı. Sonraki sene Ateşin Düştüğü Yer filminde “Asiye”, Siya Mem-u Zin filminde “Helin” karakterini canlandırdı. 2013 yılında Seksenler dizisinde Kahveci Mesut’un eşi Yıldız’ı canlandırdı. 2014 yılında Zengin ve Yoksul adlı TV filminde, 2015 yılında Merdiven Baba filminde rol aldı. 2016 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatan Reis filminde Emine Erdoğan’ı canlandıracağı duyuruldu.

    Filmografisi

    Televizyon

    Arka Sokaklar, Makbule, 2008

    Doktorlar, Aslı, 2007-2008

    Annem, İstanbul, 2007

    Dudaktan Kalbe, İnci, 2007-2008

    Hepsi1, Özlem, 2007

    Akasya Durağı, Işıl, 2009

    Ece, Yelda Hemşire, Figen, 2008

    Yalancı Romantik, Ürolog, 2008

    Yol Arkadaşım, Yasemin, 2008-2009

    Zülfikar, Müge, 2008

    İpsiz Recep, Behiye, 2008

    Ah Kalbim, Asu, 2009

    Unutulmaz, Dicle, 2009-2010

    Umut Yolcuları, Deniz, 2010

    Canan, Elif Öğretmen, 2011

    Siya Mem-u Zin, Helin, 2012

    Seksenler, Yıldız, 2013-2017, 2019-2022

    Ev Yapımı, Kendisi, 2020

    TV Filmi

    Zengin ve Yoksul, Gülizar, 2014

    Sinema

    Süper Ajan K9, Spiker, 2008

    Ateşin Düştüğü Yer, Asiye, 2012

    Merdiven Baba, 2015

    Reis, Emine Erdoğan, 2016

  • Oyuncu Özlem Balcı, MHP Muğla’dan 1. Sıra Milletvekili adayı oldu

    Oyuncu Özlem Balcı, MHP Muğla’dan 1. Sıra Milletvekili adayı oldu

    Mhp‘nin Milletvekili kesin aday listesi belli oldu. Mhp‘nin Muğla 1. sıradan aday gösterdiği bir isim dikkatlerden kaçmadı.

    OYUNCU ÖZLEM BALCI MHP’DEN ADAY

    Fethiyeli olan oyuncu Özlem Balcı, MHP Muğla 1. Sıra Milletvekili Adayı oldu. Seksenler dizisindeki Yıldız karakteriyle adını duyuran Özlem Balcı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatının konu edildiği Reis filminde Emine Erdoğan’ı canlandırmıştı.

    ÖZLEM BALCI KİMDİR?

    Özlem Balcı, 25 Mart 1984’de Fethiye’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Fethiye’de gördü. Çalışmaya öğrenciyken başladı. Lise’de yerel kanallardan F Radyo & TV’de DJ’lik yaptı. Aynı kanalda haber spikerliği, metin yazarlığı ve haber muhabirliği yaptı. Köyümüzde Özlem programında sunucu, Sabah Şekerleri programında yönetmenlik görevini üstlendi. Özlemce isminde kendi programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. Muğla’nın yerel kanallarından Şah TV’de haber spikerliği yaptı. Çeşitli görevlerinden dolayı ödüller kazandı. 2001 yılında Çankaya Üniversitesi İ.İ.B.F. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazandı. Tatil dönemlerinde Fethiye’de bir tatil köyünde çocuk animasyonu ve halkla ilişkiler alanlarında çalıştı. Çalıştığı kurum bünyesinde animasyon aktivitelerine İngilizce tiyatro oyunları koyarak yönetmenlik yaptı. Çeşitli alanlarda dersler verdikten sonra üniversite eğitiminin üçüncü senesinde okulu bırakıp M.S.M’de tiyatro eğitimleri almaya başladı.

    ROL ALDIĞI FİLM VE DİZİLER

    Balcı, oyunculuk kariyerine küçük rollerle başladı. 2006 yılında Arka Sokakalr dizisinde Makbule karakteriyle televizyona adım attı. 2007-2008 yıllarında Doktorlar dizisinde “Aslı” karakterini canlandırdı. Aynı yıl Annem dizisinde İstanbul, Dudaktan Kalbe dizisinde “İnci” karakterini, Hepsi1 dizisinde ise “Özlem” karakterini canlandırdı. 2008-2009 yıllarında sırasıyla Akasya Durağı, Ece, Yalancı Romantik, Yol Arkadaşım, Zülfikâr, İpsiz Recep, Ah Kalbim ve Unutulmaz dizilerinde rol aldı. Aynı yıllar arasında ilk sinema deneyimini Süper Ajan K9 filmiyle yaptı. 2010 yılında Umut Yolcuları adlı dizide “Deniz” karakterini, 2011 yılında Canan dizisinde ise “Elif Öğretmen”i canlandırdı. Sonraki sene Ateşin Düştüğü Yer filminde “Asiye”, Siya Mem-u Zin filminde “Helin” karakterini canlandırdı. 2013 yılında Seksenler dizisinde Kahveci Mesut’un eşi Yıldız’ı canlandırdı. 2014 yılında Zengin ve Yoksul adlı TV filminde, 2015 yılında Merdiven Baba filminde rol aldı.[1] 2016 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını anlatan Reis filminde Emine Erdoğan’ı canlandırdı.

  • “Allah’ım İmamoğlu’na şifa verme, ölsün” demişti! Oyuncu Recep Terzi, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’ndan özür diledi

    “Allah’ım İmamoğlu’na şifa verme, ölsün” demişti! Oyuncu Recep Terzi, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’ndan özür diledi

    İktidara yakınlığıyla bilinen oyuncu Recep Terzi, 2020 yılında sosyal medyadan yaptığı paylaşımla Covid-19’a yakalanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için, “Allah’ım Ekrem İmamoğlu’na şife verme, ölsün” demişti. Terzi son paylaşımında İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’ndan özür diledi.

    Terzi, Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nu da etiketlediği gönderisinde şu ifadeleri kullandı:

    “Başta Ekrem İmamoğlu’ndan sonrada sayın Kılıçdaroğlu ve dahi kırdığım tüm yıprattığım sevenlerinden özür dilerim. Kimseye bir video içeriğinde kötü sözüm olmadığı için bir tweetle özrümün kabul edilmesini diliyorum.”

    NE OLMUŞTU?

    Terzi Covid-19’a yakalanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili yaptığı paylaşımda, “Allah’ım her tweet’imi şikayet edip dava açan ve beni tehdit edip rencide eden Ekrem İmamoğlu’na şife verme, ölsün” yazdı. Terzi, sosyal medyada paylaşımlarının tepki görmesinin ardından açıklama yaparak, “Ekrem İmamoğlu bana adam gibi mi davrandı ki ben ona sağlık sıhhat isteyeyim, adam olaydı da hastalığında sıhhat selametini isteseydim” demişti.

    RECEP TERZİ KİMDİR?

    09.07.1977 yılında İstanbul, Bayrampaşa Sağmalcılar’da doğdu. Aslen Bayburtlu olan oyuncu, Sadri Alışık Kültür Merkezi (tiyatro bölümü) ve Tümay Özokur Akademiden mezun oldu. Medcezir, Kurtlar Vadisi, Alın Yazım, Muhteşem Yüzyıl gibi bir çok dizide çalıştı. 2016 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sahne teknisyeni, aksesuar kadrolarında yer aldı. Ferhan Şensoy’un yazdığı Şahları da Vururlar adlı oyununda Behruz ve Yusuf karakterlerini canlandırdı. Arka Sokaklar dizisinde Mücahit, Elif dizisinde Salih karakterine hayat verdi. 2019 yılında İstanbul Esenlerde gala yapan tek perdelik Aile Sandığ adlı yetişkin aile komedisi Tiyatro oyununun yapım ve Genel Sanat Yönetmenliğini üstlendi. Recep Terzi 2018 yılından bu yana Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sanatçı olarak görev yapmaktadır.

  • 6284 sayılı kanuna neden karşı çıkıyorlar? Fatih Erbakan’ın partisinden yazılı açıklama geldi

    6284 sayılı kanuna neden karşı çıkıyorlar? Fatih Erbakan’ın partisinden yazılı açıklama geldi

    Yeniden Refah Partisi‘nin Genel Başkan Yardımcısı Doğan Aydal katıldığı bir canlı yayında, ittifak kurulması için 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kaldırılması talebinin yer aldığı listeyi Ak Parti‘ye ilettiklerini ve kendilerine ‘hiçbir problem yok’ yanıtı verildiğini iddia etti.

    AK PARTİ İDDİALARI YALANLADI

    Yeniden Refah Partisi‘nin tartışma yaratan iddiasına AK Parti adına ilk yanıt ise Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’dan geldi. Yeniden Refah Partisi

    YENİDEN REFAH PARTİSİ’NDEN YAZILI AÇIKLAMA GELDİ

    Yaşanan gelişmeler sonrası Fatih Erbakan’ın genel başkanlığını yaptığı Yeniden Refah Partisi‘nin 6284 sayılı kanuna neden karşı çıktığı merak konusu olurken, partiden konuyla ilgili yazılı açıklama geldi. Yeniden Refah Partisi Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Abdulkadir Yılmaz’ın kaleme aldığı açıklamada şu ifadeler yer aldı; “İstanbul Sözleşmesi ve 6284 s. Kanun’a ideolojik saplantılarla yahut oy devşirme amacıyla değil; tamamen rasyonel bir şekilde sosyolojik ve hukukî perspektiften bakmak icap etmektedir. Zira bu düzenlemelere ideolojik gerekçelerle sarılmak, bu düzenlemenin sosyal ve toplumsal hayata ve en önemlisi aile hayatına getirdiği olumsuzlukları kasten görmezden gelmek demektir.

    G. Orwell’ın 1984 adlı eserinde belirttiği gibi: “Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.” Amacımız milletimizin artık başını kaldırarak hakikatleri görmesi, bilinçlenmesi arzusudur. Yeniden Refah Partisi olarak bizler bu sözleşmeye ve bu sözleşmenin kanuni dayanağı olan 6284 s. Kanuna ideolojik gerekçelerle yahut oy beklentisi ile karşı çıkmıyoruz. Tamamen rasyonel, sosyolojik ve hukukî gerekçelerle, ideolojik bakış açısının antitezini üretmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken istatistiklerden istifade edip gelinen noktanın tarihi gelişimini de gözler önüne sermeye çalışıyoruz.

    “RAKAMLAR KADINLARIMIZI İSTANBUL SÖZLEŞMESİYLE KORUYAMADIĞIMIZ GERÇEĞİNİ ORTAYA KOYMAKTADIR”

    1) İstanbul Sözleşmesi ve 6284 S. Kanun kadınlarımızı yaşatmıyor. Tüm kamuoyunca bilindiği üzere, İstanbul Sözleşmesi ve onun kanunî dayanağı olan 6284 s. Kanun’un ortadan kaldırılması halinde kadın cinayetlerinin artacağına yönelik anlamsız korku ve endişe topluma enjekte edilerek bir algı oluşturulmakta ve “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!” sloganı kullanılmaktadır. Peki İstanbul Sözleşmesi gerçekten kadınlarımızı yaşatmış mıdır? İstanbul Sözleşmesi, ülkemiz tarafından 11.05.2011 tarihinde İstanbul’da imzalanmış ve Sözleşmeye ilişkin Kanun Tasarısı, 24.11.2011 tarihinde 6251 sayılı Kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yapılan açık oylamada tüm siyasi partilerin mutabakatı ile yürürlüğe girmiştir.6284 s. Kanun ise 20.03.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. O halde bu sözleşmenin ve sözleşme sonrasında çıkarılan düzenlemelerin etkisinin 2012 yılında kendisini göstermesi beklenir. “Türkiye’de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”‘nun yayınladığı verileri[1] paylaşmak istiyoruz. Verilere göre bu düzenlemelerin hiçbirisi yürürlükte değilken 2010 yılında 180 kadın, 2011 yılında 121 kadın ne yazık ki katledilmiştir. Bu düzenlemelerin yürürlüğe girdiği tarih olan 2012 yılından sonra tam bir patlama gerçekleşmiştir. 2012 yılında 210 kadınımız katledilmiş 2019 yılında bu sayı 474’e çıkmıştır. 2022 yılında ise 334 kadının öldürüldüğü, 245 kadının ise şüpheli şekilde ölü bulunduğunu açıklanmıştır. Bu artış oranı, kadınlarımızı bu sözleşme ve sözleşmenin uzantılarıyla koruyamadığımız gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.

    “ASIL PROBLEM YUVALARIN DAĞILMASINA SEBEP OLAN KANUNİ DÜZENLEMELERDİR”

    2) Bu sözleşme ve bu sözleşmenin kanunî dayanakları olan düzenlemeler yürürlüğe girdikten sonra açılan boşanma davaları sayısında hızlı bir yükseliş gerçekleşmiştir. Bu yükseliş tesadüf müdür? Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre 2012 yılında açılan boşanma davası 190.564 iken 2020 yılında açılan boşanma davası sayısı 246.561’e yükselerek %30’luk bir artış gerçekleşmiştir. Şimdi tam bu noktada, bu artışın sebebinin, nüfus artış hızı ve buna bağlı olarak evlilik hızındaki artış olduğu düşünülebilir. Fakat gerçek böyle değildir. İstatistiklere bakıldığında görüleceği üzere nüfus artış hızımız ortalama olarak yıllık %1’dir. Bu artış hızıyla aynı oranda evlilik yapıldığı düşünülse dahi boşanma sayısındaki artış oranının %30 değil; %8 olması gerekirdi. Ayrıca TÜİK rakamlarına göre evlilik oranı neredeyse her yıl %10 düşmektedir. (Sözgelimi 2019 yılında 542.314 iken 2020 yılında bu rakam %10,1 azalarak 487.270 olmuştur.) Bu gerekçe ve verilerle boşanmalardaki %30’luk artışın sebebinin nüfus artışı ve buna bağlı olarak yapılan evlilikler olmadığı aşikardır. Bu konuda ortaya konulan cevaplardan diğeri ise şudur: “Bu sözleşme ile kadınlar çeşitli haklara sahip olmuşlar ve bu haklara sahip olduklarını anladıkları için boşanma davası sayısı artış göstermiştir.” Bu düşünceye vereceğimiz cevap şudur: Hayır! Temel haklar ve hürriyetler bu sözleşme ile garanti altına alınmamaktadır. Temel Hak ve Hürriyetleri garanti altına alan tek metin Anayasa’dır. Ayrıca aile hukukundan kaynaklı olarak eşlerin birbirlerine karşı yükümlülükleri ve dolayısıyla hakları 4721 S. Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. O halde problem nedir? Esas problem, yuvaların dağılmasına sebep olan kanunî düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler bizim toplum yapımıza, örf ve adetimize, inanış şeklimize uygun olmadığından sorunlar her geçen gün artıyor, sağlıklı bireyleri topluma kazandırması beklenen aileler, tam tersine topluma psikolojik ve moral durumu son derece kötü ve hatta kriminolojik anlamda suça eğilimli nesiller topluma entegre edilmiş oluyor.

    “TARAFLARDAN BİRİ UZAKLAŞTIRILARAK UYUŞMAZLIK ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?”

    3) Evin bireyi evden uzaklaştırılmak suretiyle sorun çözülemez. Bu konuda çeşitli rakamlar ifade edilmektedir. Bunların her ikisi de paylaşılabilir. Çünkü her iki veri de birbirini tamamlamaktadır. Türkiye Aile Meclisi’nin açıkladığı istatistiklere göre 2015 yılında 269.159, 2016 yılında 318.363, 2017 yılında 410.934, 2018 yılında 516.132, 2019 yılının Kasım ayına kadar 442.935 aile ferdi yuvasından koparılmıştır. Yani 2015-2019 yıllarını kapsayan bu dönem içerisinde evden uzaklaştırılan baba sayısı neredeyse 2 milyondur. TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun 2019 yılında yansıyan verilerine göre ise iki buçuk yılda 746.336 baba evinden koparılmıştır.Allah aşkına soruyoruz hangi uyuşmazlık modelinde uyuşmazlığın taraflarından biri uzaklaştırılarak uyuşmazlık çözümlenebilir? Mesela bir dava düşünün, davacı mahkemeden uzaklaştırılarak çözüm bulunabilir mi? Bir arabuluculuk ya da tahkim görüşmesinde uyuşmazlığın bir tarafı uzaklaştırılarak çözüm bulunabilir mi? Hem de ortada hiçbir delil yokken ve tamamen beyanla. Nitekim 6284 s. Kanun’un 8. Maddesinin 3. Fıkrasının ilk cümlesine göre “Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz.”. Oysa Türk Medenî Kanunu m. 6’ya göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Türk Medenî Kanunu 6. Maddesi ile 6284 s. Kanun’un 8. Maddesinin 3. Fıkrası arasındaki bu çelişkinin giderilmesi elzemdir. Evrensel bir hukuk kuralının mülga edilmeye çalışılması kabul edilemez.

    “KÖTÜ İNSANIN KADIN YA DA ERKEK OLMASININ NE ÖNEMİ VAR?”

    4) İstanbul Sözleşmesi’nin içine gizlenmiş gerçek tehlikelerin farkında değiliz. Her şeyden önce İstanbul Sözleşmesi’nin kadını, fakir, ikincil, güçsüz ve aciz gösterirken erkeği güçlü, zengin ve zalim göstermektedir. Asıl cinsiyetçibakış açısı işte budur. Bize göre iki tür insan vardır. İyi insan ve kötü insan. Kötü insanın kadın yahut erkek olmasının ne önemi vardır? Tek amacımız iyi insanları kötü insanlardan muhafaza etmek ve kötü insanı ıslah etmek olmalıdır.

    “BU ÖRNEKLERİN HEPSİ BİRER ŞİDDETTİR VE CEZALANDIRILMALIDIR”

    5) İstanbul Sözleşmesi’nin tanımlar başlıklı 2. Maddesi yalnızca kadına karşı şiddeti değil, aynı zamanda “aile içi şiddeti” de tanımlamaktadır. Bu minvalde düzenlemelerde öngörülen yaptırımların uygulanabilmesi için şiddetin sadece kadına yönelmesine gerek yoktur. Aynı evde yaşasın yahut yaşamasın fiziksel, duygusal, ekonomik, psikolojik, cinsel olarak şiddet mağduru olan herkes bu sözleşmeye göre haklarını kullanabilecek ve bu kanunda öngörülen önleyici ve koruyucu tedbirlere müracaat edebilecektir. Bu durum hukukun temel ilkelerinden “suçun belirliliği” ilkesine tamamen aykırıdır.Ekonomik şiddet, duygusal şiddet, psikolojik şiddet nasıl tanımlanacaktır ? Ayrıca bu konuyla ilgili metni yorumlayarak bazı örnekler de vermek istiyoruz. Bu sözleşmeye göre, evlilik arefesinde olan bir damat adayına, işinin ve kazancının sorulması bir psikolojik şiddettir. Aynı gelinin diğerlerinden bir miktar daha pahalı olan nişan yüzüğü istemesi ekonomik şiddettir. Bu örneklerdeki gelinin yahut gelinin ailesinin cezalandırılmasını vicdanınız kabul edebilir mi? Bu sözleşmeye göre, sakıncalı sitelere girdiğinden şüphelenilen ya da kötü arkadaş edindiği düşünülen bir evladın cep telefonun annesi tarafından kurcalanması psikolojik şiddettir. Ya da savurganlık yapmasın, cebindeki parayı doğru harcamayı bilsin gerekçesiyle okula giden çocuğa kısıtlı cep harçlığı verilmesi ekonomik şiddettir. Ebeveynlerin bu davranışları sebebiyle evden uzaklaştırılmasını yahut çocuğuyla ilişkisinin kısıtlanmasını vicdanınız kabul ediyor mu?

    “BU KANUN YUVALAR YIKILSIN DİYE Mİ ÇIKARILMIŞTIR?”

    6) 6284 Sayılı Kanun art niyetli bir kanundur. Şiddete uğradığını iddia eden kadın bu iddiasını ispatlamakla mükellef değil, sadece beyanı yeterli. Ancak sonrasında aynı kadın şikayetimden vazgeçiyorum dediğinde bu beyanı ise geçerli değil, konu kamu davasına dönüşüyor ve kocanın evden uzaklaştırması devam ediyor. Yani koca evden uzaklaştırılacağı zaman, yuva yıkılacağı zaman kadının beyanı makbul, fakat koca tekrardan eve dönüp aile birlikteliği yeniden sağlanacağı zaman kadının beyanı makbul değil. Bu nasıl bir çelişkidir ? Bu kanun yuvalar yıkılsın diye mi çıkarılmıştır ?

    YENİDEN REFAH PARTİSİ OLARAK ÇÖZÜM ÖNERİMİZ NEDİR?

    Yeniden Refah iktidarında adil düzen esaslı hukuk sistematiği oluşturulurken yaşantımıza, inanışımıza, örf adet kurallarına,ahlak kurallarımıza yabancı ve kültürümüze son derece uzak ülke ve hukuk sitemlerinin yasa ve değerlerini değil; aziz milletimizin inanç ve geleneklerinden oluşan ulvi değerlerimiz esas alınacak; hayatın her alanında olduğu gibi yerlilik ve millilik kavramı önceliğimiz olacaktır. Bu sebeple özel hukuk alanındaki İsviçre ve Alman hukuku, ceza hukuku alanındaki İtalyan hukuku, idare hukuku alanındaki Fransız hukuku hegemonyası kırılacak; kültürümüze, yaşayışımıza, örf ve adetimize uygun ve herkesçe kabul edilebilir düzenlemeler yapılacaktır. Bu düzenlemeler yapılırken “yaptım oldu” anlayışı terk edilecektir. Düzenlemelerin ihdasında, akademisyenler, yüksek yargı mensupları, avukatlar, hâkim ve savcılar, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri gibi toplumun geniş bir kesiminin fikri ve içtimai katılımıyla yapılacak istişareler, çalıştaylar ve konferanslardan elde edilen tavsiye niteliğindeki notlar dikkate alınacaktır.

    Kadınlarımızı, geleceğimizin teminatı yavrularımızı, ailelerimizi, hayvan dostlarımızı ve çevremizi koruyacak etkin düzenlemeler yapılacaktır. CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’nin tüm yıkıcı etkileri ortadan kaldırılacaktır. Şiddet göstereni evden uzaklaştırma metodu değil; ıslah ve rehabilitasyon metodu devreye alınacaktır. Bu süreç partimizin ortaya koyduğu “Aile Psikoloğu” modeliyle hasarsız bir şekilde nihayete erdirilecektir. Nafaka süresi 1988 öncesine uygun olacak şekilde 1 yılla sınırlandırılacaktır. Nafaka miktarı belirlenirken tarafların kusur durumu, boşanacak eşlerin yaşı, iş ve gelir durumları, müşterek çocuk olup olmadığı, eğitim seviyesi, işsiz ise iş bulma imkân ve süresinin ne olacağı, evlilik süresi, kaçıncı evlilik olduğu gibi bazı objektif kriterlerden istifade edilecek düzenlemeler yapılacaktır. Şayet mahkeme tarafından yapılacak tahkikat ve yargılama sonucunda boşanmada eşlerin eşit kusurlu olduğu ortaya çıkmış ise boşanmış eşlerin birbirine nafaka ödemeyeceğine yönelik karar verilmesinin önü açılacaktır. Nafaka süresinin sonunda nafaka alacaklısının mağduriyeti halen devam ediyorsa, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen diğer bir nafaka türü olan “yardım nafakası” müessesesinin devreye alınacak; bu da mümkün değil ise nafaka alacaklısına devlet tarafından maddi destek ya da istihdam sağlanacaktır.

    Evlilik kurulmadan önce nikah akdini gerçekleştirecek belediye tarafından eşlerin birbirlerine karşı olan yükümlülüklerine ilişkin eğitimler verilecektir. Bu eğitimler sırasında evlenecek çiftlerin psikolojik, sosyolojik ve moral durumları ile ilgili değerlendirmeler yapılacak; gerekirse eksik olduğu tespit edilen yahut pekiştirilmesi gereken duygu ve durumlarla ilgili olarak çiftlere destek verilecektir. Desteklenen duruma ilişkin belediye tarafından tanzim edilecek raporlar düzenli bir şekilde Aile Bakanlığı ile paylaşılacak ve bakanlıkça sosyal devlet ilkesi doğrultusunda çiftlerin sağlıklı bir aile hayatı sürdürüp sürdürmediklerinin düzenli takibi yapılacaktır. Bu konuda partimizin “aile psikoloğu” projesi devreye alınacaktır. Böylece sağlıklı ve birbirine karşı yükümlülükleri konusunda haberdar, uzun soluklu, huzurlu ve mutlu evlilikler inşa edilecek ve aynı zamanda bu evliliklerden mutlu, özgüveni yüksek, geleceğe umutla bakan ve idealleri olan çocukların yetiştirilmesi temin edilecektir.”

  • Stellantis Türkiye’yi satın alan Tofaş’ın 1968’den günümüze tarihçesi

    Stellantis Türkiye’yi satın alan Tofaş’ın 1968’den günümüze tarihçesi

    1968 yılında Koç Topluluğu’nun kurucusu Vehbi Koç öncülüğünde temelleri atılan Tofaş Türk Araba Fabrikası A.Ş. Koç Holding ve İtalyan Fiat iştirakinde kuruldu. 1969 yılında Bursa’da fabrikanın inşaatına başlayan kuruluşun paydaşlık yapısı yüzde 37,8 Koç Holding, yüzde 37,8 Fiat ve yüzde 24,3 öbür ortaklara ilişkin hisselerden oluşuyor.

    1971’de yılda 20 bin konseyi kapasiteyle devreye alınan fabrikada birinci üretim Murat 124 projesiyle başladı. 1974 yılında Murat 124 modeliyle birinci ihracatını Mısır’a gerçekleştiren firma üretimine 1976 yılında Murat 131, 1977 yılında Şahin, 1981 yılında Kartal ve Doğan, 1990 yılında Tempra modelleriyle devam etti.

    1991 yılında yerli motor üretimine başlayan otomotiv devi 1994 yılında Tofaş Ar-Ge ünitesini kurarken

    Fiat Uno pazara sunuldu. Böylece birinci sefer B segment bir araç Türkiye’de pazara sunulmuş oldu.

    Şirket 1998 yılında Fiat Palio modeli üzerinde çalışarak “küresel” araba projesine dahil oldu ve böylece dünya çapında tedarik zinciri idaresine başlandı.

    Tofaş 2000 yılında Fiat Doblo üretimine başladı ve Türkiye otomotiv pazarında kendi segmentini yarattı. Tofaş çalışanlarının üretim hazırlığı evresinde birinci sefer direkt yer aldığı Doblo uzun yıllar otomotiv devinin en kıymetli modelleri ortasında yer aldı.

    2001 yılında Fiat Auto çatısı altında yer alan Alfa Romeo markasının Türkiye temsilciğini üstlenen Tofaş, 2005 yılında ise Fer Mas Oto Ticaret A.Ş. ismiyle yüzde 100 Tofaş Türk Araba Fabrikası iştirakinde kurulan şirketle Ferrari ve Maserati markalarının resmi Türkiye temsilcisi oldu.

    2003 yılında firmanın 2 milyonuncu aracı olan Fiat Palio Go banttan indirildi. Birebir yıl Koç ve Fiat topluluklarınıı ortak teşebbüsü olarak 2000 yılında kurulan Koç Fiat Kredi Finansman A.Ş.’nin tüm payları Tofaş Türk Araba Fabrikası tarafında satın alındı.

    Tofaş 2008 yılında fabrika üretim kapasitesini 400 bin adede yükseltirken 2009 yılında 3 milyonuncu araç banttan indirildi.

    Fiat ve Chrysler’in birleşmesi sonrası Jeep markasının Türkiye temsilciliği 2012 yılında Tofaş’a geçti. Birebir yıl 4 milyonuncu araç üretilirken Opel Combo da satışa sunuldu.

    Otomotiv devi 2014 yılında Fiat Doblo modelinin, Ram markası altında ve Promaster City ismiyle Kanada ve Kuzey Amerika’ya ihracatına başladı. Bir sonraki yıl ise Fiat Egea Sedan modeli Türkiye ve dünya pazarlarına sunuldu.

    İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 2016 yılı, “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasına nazaran Tofaş, üretimden satışlar büyüklüğü itibariyle Türkiye’nin üçüncü en büyük sanayi kuruluşu oldu. 2017 yılında ise firmanın fabrikasının yıllık üretim kapasitesi tekrar yükseltildi. Böylece yıllık üretim kapasitesi 400 binden 450 bine çıktı.

    2018 yılında 50’inci yılını kutlayan firma Fiat Connect’i satışa sundu. 2019 yılında ise Tofaş’ın altı milyonuncu aracı banttan indi.

    2022 yılında 1 milyonuncu Egea modelini üreten Tofaş birebir yıl Egea Hybrid modelini piyasaya sürdü. Birebir yıl Koç Fiat Sigorta kuruldu.

    Hem binek hem de hafif ticari orta üreten otomotiv devi yıllık 450 bin araç üretim kapasitesi ve 7 binden fazla çalışanla Türk otomotiv endüstrisinin en büyük üreticilerinden biri haline geldi.

    Tofaş 1 Mart 2023 tarihinde yaptığı KAP açıklamasıyla Stellantis Türkiye’yi satın almak üzere anlaştığını duyurdu. Mutabakatın sonuçlanması halinde Tofaş Türkiye’nin en büyük otomotiv şirketi haline gelecek.

  • Şener Eruygur kimdir, neden öldü? Şener Eruygur kaç yaşındaydı, hayatı ve biyografisi!

    Şener Eruygur kimdir, neden öldü? Şener Eruygur kaç yaşındaydı, hayatı ve biyografisi!

    Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, emekliye ayrıldıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanlığı görevlerinde bulunan emekli Orgeneral Şener Eruygur hayata gözlerini yumdu. Hayatı merak edilen Şener Eruygur kimdir, neden öldü? Şener Eruygur kaç yaşındaydı, hayatı ve biyografisi nedir? İşte detaylar haberimizde…

    ŞENER ERUYGUR KİMDİR?

    Mehmet Şener Eruygur (17 Haziran 1941 – 20 Şubat 2023) Türk asker. Eski Jandarma Genel Komutanı.

    Askerî kariyeri

    1958’de Kuleli Askerî Lisesinden mezun olduktan sonra 1960 yılında Kara Harp Okulundan topçu subayı olarak mezun oldu. 1961 yılında Topçu Okulunu bitirerek, 1971’e kadar çeşitli topçu birliklerinde Takım ve Batarya Komutanlığı ve Karargâh Subaylığı yaptı. 1971 yılında girdiği Kara Harp Akademisinden 1973’te mezun oldu. 1974 yılında Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. 1975 yılında NATO Savunma Koleji’nden mezun oldu. 1976 yılına kadar çeşitli kıta ve karargâhlarda görev alan Eruygur, 1976-1978 yılları arasında Bükreş Kara Ataşeliği yaptı. Daha sonra sırasıyla; 5. Kolordu Topçu Grup Komutanlığı ve 105. Topçu Alay Komutanlığı, Kara Harp Akademisi Öğretim Üyeliği ve 1. Ordu Harekât Başkanlığı görevlerinde bulundu.

    1987 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbede Millî Savunma Bakanlığı Asker Alma Daire Başkanlığı ve 49. Piyade Tugay Komutanlığı görevlerini yaptı. 1991 yılında Tümgeneral rütbesine terfi etti. 1993’e kadar sürdürdüğü Millî Savunma Bakanlığı Asker Alma Daire Başkanlığı görevinin ardından, 1993-1996 yıllarında Topçu Füze Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı yaptı. Yine 1996 yılında Korgeneral rütbesine terfi etti ve sırasıyla 5. Kolordu Komutanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerini yürüttü.

    2000 yılında orgeneral rütbesine terfi ederek Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına, 2002 yılında Jandarma Genel Komutanlığına atandı. 30 Ağustos 2004 itibarıyla emekliye ayrıldı.

    Fransızca ve İngilizce bilen Şener Eruygur, Mukaddes Eruygur ile evli olup, iki çocuk babasıydı.

    ADD Genel Başkanlığı

    Emekliye ayrıldıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanlığı’na seçildi. 2007 yılındaki, Cumhuriyet Mitingleri’nin organizatörleri arasında yer aldı. Bu görevini 2010 yılındaki kongrede Tansel Çölaşan’a devretti.

    ŞENER ERUYGUR NEDEN ÖLDÜ?

    Ergenekon soruşturması kapsamında 01 temmuz 2008 günü emekli orgeneral Hurşit Tolon ile birlikte gözaltına alınan Şener Eruygur 06 Temmuz 2008’de “terör örgütü lideri olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

    Avukatı Filiz Esen, Eruygur’un cezaevinde geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatının geri kalanını “bakıma muhtaç ve akli arızalı olarak vesayet altında” geçirmek zorunda kaldığını, okuma yazma kabiliyetini kaybettiğini açıklamıştı.

    Eruygur, 20 Şubat 2023’te 81 yaşında İstanbul’da hayatını kaybetti.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Arif Özzeybek’i atadı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Arif Özzeybek’i atadı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan atama kararları bugünkü Resmi Gazete’de yayınlandı.

    Buna göre; 9 Kasım 2022’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Arif Özzeybek atandı.

    Vakıflar Genel Müdürü ise Gençlik ve Spor Bakanlığı Bakan Yardımcısı Sinan Aksu oldu.

    TKİ VE TTK’YA İLİŞKİ ATAMALAR

    Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Kurumu Genel Müdürlüğü’nde açık bulunan Yönetim Kurulu üyeliğine Mustafa Mert Ayaz, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdürlüğü’nde açık bulunan Yönetim Kurulu üyeliklerine de Muharrem Kiraz ve Muhammet Safa Topuz getirildi.

    Türkiye Elektrik İletim AŞ Genel Müdürlüğü’nde açık bulunan Yönetim Kurulu üyeliğine Süleyman Önel tayin edildi.

    4 BAKANLIĞA İLİŞKİN ATAMA KARARLARI

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda açık bulunan Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcılığı’na Hatice Dilek Karakuzu, Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Tamer Erdoğan, Yalova İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne ise Ziya Karatekin atandı.

    Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne Mustafa Gelen atanırken Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne de Cemal Özdemir getirildi.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bolu İl Müdürü Bekir Koçyiğit görevden alındı ve yerine Cemal Keskin atandı.

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nda açık bulunan Aliağa Bölge Liman Başkanlığı’na Burak Bulut, Ambarlı Bölge Liman Başkanlığı’na Muhammed Ali Kart, Antalya Bölge Liman Başkanlığı’na Muhammet Alper Keçeli, Bandırma Bölge Liman Başkanlığı’na Kürşad Ayyıldız, Bodrum Bölge Liman Başkanlığı’na Tuncay Aydın, Ceyhan Bölge Liman Başkanlığı’na Eray Aykanat, Çanakkale Bölge Liman Başkanlığı’na Mehmet Kürşat Biçici, Gemlik Bölge Liman Başkanlığı’na Bora Ayper, İskenderun Bölge Liman Başkanlığı’na Erdoğan Bayram, İstanbul Bölge Liman Başkanlığı’na Mustafa Kıran, İzmir Bölge Liman Başkanlığı’na Ünal Hakan Atalan, Karadeniz Ereğli Bölge Liman Başkanlığı’na Bülent Taşdemir, Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı’na Erol Ekmekci, Samsun Bölge Liman Başkanlığı’na Muhammet Özçelik, Tekirdağ Bölge Liman Başkanlığı’na İrfan Kızıltaş, Yalova Bölge Liman Başkanlığı’na Deniz Kaya, Zonguldak Bölge Liman Başkanlığı’na Ahmet Mert getirildi.

    ALİ ARİF ÖZZEYBEK KİMDİR?

    1988 Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği fakültesini bitti. 1991 yılında USA ‘da İmplant Eğitimi aldı.

    1996 yılında Texas üniversitesi Periodontoloji bölüm başkanı olan Prof. Dr. Roland Meffert ile birlikte ICOI Meffert Implant Enstitüsünü kurdu.

    1995 yılında Dr. Özzeybek Texas Üniversitesi diş hekimliği fakültesi ile Roland Meffert Implant Enstitüsü arasında bilimsel kültürel değişim programı anlaşmasını imzaladı.

    1998 yılında Flash Tv’de altı ay süresince haftada 1 saat canlı yayında sağlık programı yaptı.

    1997yılındaJunior Chamber ileHürriyetgazetesininişbirliğiiledüzenlenen YılınEnBaşarılıGençleri yarışmasında”Bilimsel Önderlik ” kategorisindeTürkiye’ninenbaşarılıgenciseçilmişolupDünyanın en başarılıgençleriyarışmasında Türkiye’yitemsiletti.

    2010 yılında ICOI Avrupakongresi2014yılındaDünyaKongresibaşkanlığınıyaptı. ICOI ‘ın İmplant Dentistry Dergisinde 2009-2014 yılları arasında Editoral Reeview Booard’da görev aldı.

    2004 yılında akademisyen, siyaset bilimcilerle beraber Gelecek Bilimi derneğini kurdu ve derneğin başkanlık görevini üstlendi.

    ICOI(Internatıonal congress of oral implantologıst)’ın 2011-2016 yıllarında yıllarında THE AMBASSADORS CIRCLE (Uluslararası eğitim görevlisi) görevini yürüttü.

    Ali Arif Özzeybek evliveikiçocuk babasıdır.

    Kaynak: ANKA / Güncel
  • Erhan Çetinkaya TÜİK Başkanı oldu. Erhan Çetinkaya Kimdir

    Erhan Çetinkaya TÜİK Başkanı oldu. Erhan Çetinkaya Kimdir

    Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Prof. Dr. Erdal Dinçer görevden alındı, yerine Erhan Çetinkaya atandı.

    Ekonomi yönetimindeki değişikliklerin ardından Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı da değişti. Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre, Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer görevden alındı, yerine BDDK Başkan Yardımcısı Erhan Çetinkaya atandı.

    Resmi Gazete’de yayımlanan kararda “2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38’inci maddesiyle 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 2, 3 ve 7’nci maddeleri gereğince, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı görevini yürütmek üzere görevlendirilen Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer’in bu görevi sonlandırılmış ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığına Erhan Çetinkaya atanmıştır” denildi.

    Görevden alınan Dinçer, Şubat 2021’de atanmıştı.

    BAŞKAN YARDIMCISI ATANDI

    Öte yandan, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığında açık bulunan başkan yardımcılığına, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 2 ve 3’üncü maddeleri gereğince Doç. Dr. İbrahim Demir atandı.

    ERHAN ÇETİNKAYA KİMDİR

    1981 yılında Malatya’da doğan Erhan Çetinkaya, ilk, orta ve lise eğitimini Malatya’da tamamladı. Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 2004 yılında mezun olan Erhan Çetinkaya 2004-2005 yılları arasında Cybersoft Enformasyon Teknolojileri’nde analist ve proje mühendisi olarak çalıştı. 2005 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nda göreve başlayarak 2012 yılına kadar Denetim ve Risk Yönetimi dairelerinde banka denetimi ve bankacılık mevzuatı konularında çalışan Erhan Çetinkaya, daha sonra ABD’de Duke Üniversitesi The Fuqua School of Business’tan MBA (İşletme Yüksek Lisansı) diplomasını alarak 2014 yılında tekrar BDDK’daki görevine döndü. 2015 yılında Risk Yönetimi Daire Başkanı olarak görevlendirildi. Eylül 2017’den Aralık 2019’a kadar Vakıf Katılım Bankası A.Ş.’de Operasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görevini sürdüren Erhan Çetinkay 20 Aralık 2019 tarihinde BDDK Başkan Yardımcısı olarak atanmıştı.